Lazuri Nena do Kultura

Lazuri Nena Do Kultura

JA slide show
 

Tzaniler

e-Posta Yazdır

Prokopius, daha sonraki yıllarda yayınlanan “Yapılar” isimli bir eserinde de, yine aynı yıllarda Tzanika olarak bilinen Trabzon bölgesine yaptığı bir seyahatin notlarını aktarır. Justinianus dönemindeki imar faaliyetlerinin anlatıldığı bu eserin bir bölümü, eski Kolha kültürünün en batıdaki uzantıları olarak kabul edilen ve bugünkü Trabzon ve Rize civarındaki dağlık bölgelerde yaşamış olan Tzanilerin topraklarına ayrılmıştır. Prokopius, Tzanika olarak adlandırılan bu bölgede, Bizans devletinin icraatlarını da, yine devletin resmi tarihçisi olarak aktarmıştır. Sahil şeridindeki denizci akrabalarının aksine, yüksek kesimlerde yaşayan Tzaniler, o dönemde yaylacılık ve eşkiyalıkla geçinmekteydiler. Prokopius yazısının başında Tzaniler ve onların memleketleri ile ilgili bazı ön bilgiler vererek, gözlemlerini aktarır;

“Tzaniler, kadim zamanlardan beri, herhangi bir hükümdara bağlı olmayan bağımsız bir halk olarak yaşamışlardır. Vahşice bir yaşam biçimi sürdürerek, ağaçlara, kuşlara ve çeşitli mahluklara tanrıları gibi hürmet ederler ve onlara taparlar. Ömürlerinin tamamını gökyüzüne doğru uzanan ve ormanlarla kaplı olan bu dağlarda yaşayarak geçirirler, ama hayatlarını, ziraat ile değil, haydutlukla ve eşkiyalıkla kazanırlar. Zira, toprağı işleme konusunda usta değillerdir ve memleketleri, sarp dağların en az olduğu yerlerde bile oldukça engebelidir. Bu yaylalar, engebeli olmanın ötesinde, son derece taşlık, işlenmesi zor ve hiç bir mahsule uygun olmayan bir toprak yapısına sahiptir. Onlar tarım yapacak olsalar bile, ürün yetiştirmek için yeterli toprak bulamazlar. Burada, ne araziyi sulamak, ne de tahıl yetiştirmek mümkün değildir; çünkü bu bölgede düz bir arazi bulunmaz ve hatta buralarda ağaç da yetiştiği halde, bunlar meyve vermeyen ağaçlardır. Zira bu bölge; bitmek bilmeyen kışın etkisiyle, uzun süre kar altında kaldığından, ilkbaharın başlangıç dönemi son derece belirsiz ve düzensizdir. Bu nedenlerden dolayı Tzaniler eski çağlarda bağımsız bir yaşam sürmüşlerdir, ama şimdiki imparator Justinianus’un saltanatı sırasında, general Tzittas’ın komutasındaki bir Roma ordusu tarafından bozguna uğratıldılar ve hepsi kısa sürede mücadeleden vazgeçerek boyun eğdiler. Böylece, tehlikeli bir özgürlüğün yerine, sıkıntısı daha az olan esareti tercih etmiş oldular. Ve onlar hemen Tanrıya itaat ederek, Hristiyanlığı kabul ettiler. Böylece, her tür haydutluktan vazgeçerek yaşam biçimlerini huzurlu bir yola sokmuş oldular ve -daha sonra- düşmana karşı sefere çıkıldığında, her zaman Romalıların yanında yer aldılar.” (Prokopius, Yapılar, III. vi. 1-7) 187


Sonraki yüzyıllarda bu “huzurlu yol”, bölge halkına yönelik güçlü bir asimilasyon aracı olarak kullanılacak ve resmî kilise dili olan Yunanca, bu şekilde bölgede kök salıp yaygınlaşacaktır. Justinianus, Perslerle olan mücadelesinde oldukça önem taşıyan bu bölgenin Hristiyanlaştırılması için büyük bir çaba harcamıştır. Bu strateji çerçevesinde, Tzani memleketinde inşa edildiği belirtilen Skhamalinikhi kilisesi, muhtemelen bugünkü Sumela manastırının ilk nüvesidir.

“Ve imparator Justinianus, Tzani’lerin bir zaman sonra yaşam biçimlerini tekrar değiştirerek, daha ilkel olan eski geleneklerine dönebilecekleri endişesiyle, aşağıdaki önlemleri tasarladı:


Tzanika ulaşılması zor bir memleketti, özellikle de atlılar için bu kesinlikle mümkün değildi, zira belirtmiş olduğum gibi her taraf uçurumlarla çevrili ve ormanlarla kaplıydı. Bu nedenle Tzanilerin komşuları ile ilişki kurmaları mümkün olmuyordu ve yabani hayvanlar misali, kendi aralarında izole bir yaşam sürüyorlardı. Bu durumu değiştirmek için, imparatorun emri ile ulaşıma engel olan ormanlarda ağaçlar kesilerek yollar açıldı ve engebeli yerler düzeltilerek, atların ilerleyebilmesi için uygun hale getirildi. Bu şekilde onların komşularıyla ilişki kurmaya yönelmeleri ve normal insanlar gibi diğer toplumlarla biraraya gelmeleri sağlanmış oldu. Daha sonra imparator, Skhamalinikhon adıyla bilinen bir yerde onlar için bir kilise inşa ettirdi ve böylece onlara, ayinlerini gerçekleştirmeleri, kutsanmış ekmeği bölüşmeleri, dualarla tanrıya sığınmaları ve diğer dini vecibeleri yerine getirebilmeleri için imkan sağlamış oldu. Bu sayede, artık onlar da insan olduklarını bileceklerdi. Ve memleketin her tarafına kaleler inşa etti, Roma ordusunun bu güçlü garnizonlarında onlara görevler vererek, diğer toplumlarla ilişki kurmalarını kolaylaştırdı. Şimdi Tzanika’da inşa edilen bu kalelerin yerlerini sayacağım.” (Prokopius, Yapılar, III. vi. 8-14) 188


Prokopius’un Tzanika’daki kalelerin yerlerine dair notları, metinden anlaşıldığına göre, bugünkü Bayburt kenti civarından Trabzon yönüne doğru, Ksenophon’nun rotasını kullanarak yaptığı bir seyahate dayanmaktadır.

“Bu memleketin sınırlarını belirleyen noktalardan biri, üç yolun buluştuğu bir yerdedir; Ermenilerle Tzaniler arasındaki sınır bu noktadan itibaren başlıyor ve öteye doğru devam ediyordu. İmparator, daha önce kale bulunmayan bu yerde, bölgenin asayişi için Horonon adıyla, büyük ve çok sağlam bir kale inşa ettirdi. Burası Romalılar için, Tzanika’ya geçiş noktasıdır. Buraya “Dük” ünvanıyla, askeri bir komutan yerleştirildi.” (Prokopius, Yapılar, III. vi. 15-17) 189


Prokopius’un tanımladığı bu nokta, bugünkü Bayburt kenti civarında bir yerde olmalıdır. Öteye, doğuya doğru devam ettiği belirtilen TzaniErmeni sınırı ise Çoruh nehrine paralel olarak doğu yönünde uzanmaktadır. Prokopius, Tzanika

memleketine yaptığı geziye bu noktadan itibaren başlamış ve kuzeydeki Soğanlı dağlarını aşabilmek için, asırlar önce Ksenofon’un takip ettiği güzergahı izlemiştir.

“Ve Horonon’dan iki günlük uzaklıkta bir yerde, Tzanilerin Okeniton olarak bilinen bölgesi başlar -ki Tzaniler kendi içlerinde farklı kollara ayrılmaktadırlar-, burada Kharton denilen yerde, eski zaman insanları tarafından inşa edilmiş, ancak uzun süre önce bakımsızlık yüzünden harabe haline gelmiş kaleye benzer bir yapı bulunuyordu. İmparator burayı tamir ettirerek, kalabalık bir nüfusun burada barınmasını ve memleketin düzeninin korunmasını sağlamıştır.” (Prokopius, Yapılar, III. vi. 18-19) 190



Prokopius’un muhtemel Trabzon güzergâhı ve bölgede
günümüze kadar ulaşmış olan bazı köy isimleri.

Adı geçen Khart; bugün de aynı güzergah üzerinde Hart köyü olarak ismini yaşatmaktadır. Prokopius da, Ksenofon gibi buradan kuzeye doğru ilerlemiş, Soğanlı dağlarını aşarak, “Madur tepesi” eteklerinden kuzeybatıya, Trabzon yönüne doğru yoluna devam etmiştir. Bu arada, aynı bölgeye dahil olan ancak yolunun üzerinde olmayan yerlere ilişkin bilgileri de notlarına eklemiştir;
“Ve buradan biraz doğu tarafına gidildiğinde, kuzeye doğru uzanan sarp bir vadi vardır; burada da Barkhon isimli büyük bir yeni kale inşa ettirdi. Söylediklerine göre, bu kalenin ötesinde, dağların aşağı tarafları Okeniton Tzanilerinin sığırlarını barındırdıkları ve kışlaklarının bulunduğu yerlerdir. Onlar bu sığırları, toprağı sürüp işlemek için değil, sürekli bir süt kaynağına sahip olmak ve etleriyle beslenmek için yetiştirirler.” (Prokopius, Yapılar, III. vi. 20-21) 191


Binlerce yıl önce olduğu gibi, bugün de yaylacılık geleneğinin sürdürüldüğü bu yörede; köy isimlerinde192, ve hatta konuşulan dilde Tzanilerden kalma izlere rastlamak mümkündür. Prokopius’un, Trabzon’a doğru yoluna devam ederken, kuzeydoğu yönünde yerini tarif ettiği, ancak yolunun üzerinde olmadığından bizzat görmediği vadi, bugünkü Solakli vadisinin yukarı kesimidir. Solakli vadisi civarında oturdukları anlaşılan Okenitlilerin isimlerinden bazı izler de farklı formlarda günümüze kadar ulaşabilmiştir.193 Prokopius, Okenitlilerden bahsettikten sonra, bugünkü Karadere vadisinin üst kesimlerinden aşağı doğru, kuzeybatı yönünde Trabzon’a doğru ilerlemeye devam eder;

“Tepelerin hemen ardında, düzlük bir arazide kurulu bulunan Kena isimli yer ve bu yerin batısına doğru, Sisilis isimli kale yer alır; eski çağlarda inşa edilmiş fakat daha sonra terkedilmiş olan bu kale, İmparator Justinian tarafından onarılmış ve diğerleri gibi burası da bir Roma askeri garnizonu haline getirilmiştir. Ve bu kaleden sonra, kuzeybatı yönünde varlığı bilinen bir diğer yerin ismi de, yerli halk arasında “Longini’nin mevzisi” olarak geçer, zira eski zamanlarda Romalı general Longinus, Tzanilere karşı bir sefere çıktığında burada karargah kurmuştu. Burada; Sisilis’den bir günlük uzaklıkta, imparator tarafından Burgusno isimli büyük bir kale inşa edildi.” (Prokopius, Yapılar, III. vi. 22-24) 194


Prokopius, Trabzon’a ulaşmadan önce, yolu üzerindeki son kale olan Burgusno’nun kurulduğu yerin, yerli halk tarafından “Longini’nin mevzisi” olarak adlandırıldığını belirtmiş, ancak ne yazık ki bu yerel ifadenin, yerli dildeki orjinalini değil, Latincesini aktarmıştır. Prokopius’un Trabzon’a yakın bir yer olarak tarif ettiği bu yer de, Trabzon’un yaklaşık 15 km güneyinde bulunan ve ismi günümüze Lolongena ya da Lolongene şekilleriyle ulaşan köyün bulunduğu yer olmalıdır. Zira, bu köyün adı, eski yerli Güneybatı Kafkas dillerinde, yer adlarında rastlanan “La, Le” şeklindeki önekli yapıya uymaktadır. Bu durumda Prokopius’un bahsettiği, “Longini’nin mevzisi” de burası olmalıdır ;

Lelongini ya da Lolongene ( =Longini’nin mevzisi)


Prokopius buradan Trabzon’a ulaşmadan önce, güneybatısında kalan bölgeye de kısaca değinmiştir notlarında. Yine Tzanilere mensup toplulukların yerleşik olduğu bu bölgeler, bugünkü Maçka kasabası civarından, batıda Tonya, güneyde Torul kasabalarının bulunduğu yerlere kadar uzanmaktaydı;

“Sisilis kalesi, buranın biraz yukarısında bulunmakta ve buradan itibaren Koksilinon Tzani olarak tabir ettikleri bölge başlamaktadır. Bu bölgede şu anda; biri Skhamalinikhon adıyla bilinen, diğeri ise yerli halk tarafından Tzanzakon olarak adlandırılan iki kale yapılmış ve buraya bir komutan tayin edilmiştir.” ( Prokopius, Yapılar, III. vi. 25-26) 195


Prokopius’un, güzergâhı dışında oldugu için bizzat görmediği Koksilini bölgesinde varlığı bildirilen iki kaleden biri, aynı zamanda da bir kilise olarak inşa edilen Skhamalinikhi, Maçka’nın 20 km güneyinde yer alan bugünkü Sumela manastırı olmalıdır. Bahsedilen diğer kale Tzanzak ise, daha güneyde Gümüşhane yakınlarında kalıntıları günümüze kadar ulaşmış olan Canca kalesidir. Bu bilgileri de aktardıktan sonra, Lolongene’den aşağı doğru Trabzon’a inen Prokopius, Tzanika seyahatini bu şekilde tamamlamış olur;

“Bu memleketin ardında, Karadeniz sahilinde Trapezus isimli bir kent bulunur. Bu kentteki su kıtlığı nedeniyle, imparator tarafından buraya da bir su kemeri inşa edilmiştir, ki kent sakinlerinin su sorununu çözen bu kemer, Aziz Eugenius’un adı ile anılmaktadır.” (Prokopius, Yapılar, III. vii. 1) 196


Justianus döneminde bölgede gerçekleştirilen bu imar faaliyetlerine, Lazika krallığı topraklarında Bizanslılar tarafından inşa edilen, Losorium197 isimli kaleyi ve Petra kentini de dahil eden Prokopius, ayrıca yine Lazikadaki eski bir Hristiyan kilisesinin de tamir edildiğini raporuna ilave eder.


Prokopis’un bu eserinde, tüm bu bilgilerin dışında, Filistin bölgesi ile ilgili bölümde geçen ilginç bir kayıt da, oldukça dikkat çekicidir. Bu bölgede onarımı yapılan kiliseleri sıralayan yazar, Kudüs’un dış kesiminde yer alan bir Laz kilisesinin de onarılan kiliseler arasında yer aldığını bildirir. Yine Lazların doğu komşuları olan İberialıların da burada ayrı olarak kendilerine ait bir kiliseleri vardır ve onların kilisesi de Kudüs’ün içinde bulunmaktadır. Bu yüzyılda Paganizmi ve Mazdeizmi büyük ölçüde terk etmiş olan Lazların, felsefi ve teolojik birikimleriyle artık Hristiyanlığın gelişimine hizmet ettikleri anlaşılmaktadır. Gerçekten de, sonraki yıllarda görüleceği üzere Laz piskoposları Hristiyanlık içi felsefi tartışmalarda çoğu kez ön planda yer alacaklar ve mezhep çatışmaları sürecinde önemli roller oynayacaklardır.

185 Muhtemelen bugünkü Kutaisi kenti. Prokopius’un bu ismin kökeni ile ilgili yorumu da oldukça ilginçtir. Zira, ona göre, eski zamanlarda Kolhalılar tarafından inşa edilen bu kalenin gerçek ismi Yunancadır ve Kolhalılar bu ismi telaffuz edemediklerinden yanlış şekilde söylemektedirler (!)



187 Dewing, H.B. (1940)
188 A.g.e.
189 A.g.e.
190 A.g.e.
Prokopius’un muhtemel Trabzon güzergâhı ve bölgede günümüze kadar ulaşmış olan bazı köy isimleri.
191 A.g.e.
192 “Zanoi” (1), “Zanha” (2), “Zanike” (3), “Lazanat” (4). Bkz. Harita
193 Tüm yerli kökenli köy isimleri, özellikle geç Bizans döneminde, Yunanca fonetik ve gramer kurallarına uygun şekilde düzeltildiği ya da değiştirildiği için, günümüze ulaşabilen bu tür izleri tespit edebilmek tesadüflere bağlıdır. Bu tesadüflerden biri, tarif edilen bölgede yer alan ve Okenit ismini günümüze kadar taşıyabilen Ogene köyüdür. Yerli kökenli bu ismin Bizans dönemindeki “Helenizasyon” sürecinden etkilenmeden günümüze kadar taşınabilmiş olması, muhtemelen “Eugenius” olarak bilinen hristiyan azizinin ismine benzetilmesi ya da yakıştırılması sayesinde mümkün olabilmiştir.
194 Dewing, H.B. (1940)
195 Dewing, H.B. (1940)
196 A.g.e.
197 Bu kalenin isminin, eski Laz kentlerinden biri olan Surium ile ilişkili olması muhtemeldir; (Losorium?)
 

E-posta Üyeliği









anket

Lazca 10 yıl sonra konuşuluyor olacak mı?
 

I lovve nuclear