
Koşar adım yok oluşa yürüyen bir halk... Günden güne aşınan ve eriyen bir dil: Lazca! Ve bu çoğularına göre "gizemli" olan "kayıp" halkın, "ayıp" (maalesef, Lazlar'ın önemli bir kısmı çocuklarına anadiliyle konuşma yasağı koyuyor!) diliyle söylenen yaşamımızın aynası türkülerimiz...
Biz Lazlar, bu "işe yaramaz", "kamusal alanda geçmez" dilimizi dünden unutmaya hazırız; ama ah o güzel türkülerimiz yok mu, elimizi kolumuzu bağlıyor işte! Hele şu bağrı yanık tulum ses vermeye görsün Lazona'nın bir köşesinden, işte o zaman hatırlar Laz, Kaçkar'ın baş eğmezliğini ve Fırtına'nın engel tanımazlığını... Türkü, tulum ve horon halkımızın ölümsüzlük iksiridir aslında, bu üçlü bize kim olduğumuzu hatırlatır ve "titreyip kendimize döneriz", dilimizin, kimliğimizin ve kültürümüzün yok oluşuna isyankar kaşlarımızı çatıp...
Peki kim bu Lazlar? Nereden gelip, nereye giderler? Türk mü, Gürcü mü ya da Slavik miler? Yoksa çokça söylendiği gibi Pontoslular'ın kalıntıları mılar? Bu çoğaltılabilecek sonu soru işaretleriyle biten cümleleri uzatmadan, hemen yanıtlayalım sorumuzu: Lazlar, az önce adları geçen hiçbir etnik aidiyetten değiller, özgün bir ırksal aile olan Kafkas halklarının, Güneybatı Kafkas kolundan, neresinden bakarsanız dört bin yıllık tarihsel geçmişe sahip olan bir halktır. Gürcüler, Svanlar ve Megreller (Hıristiyan Lazlar) ile yakın akraba, tüm dünya halklarıyla da kardeştirler. Öyle sanıldığı gibi bütün bir Karadeniâin tapusunu da almamışlardır. Rize'nin Pazar ilçesinden Gürcistan sınırına kadar olan küçük bir bölgede, köken olarak aralarında hiçbir yakınlık bulunmamasına karşın en sevdikleri kardeşleri olan Hemşinliler'le beraber yaşarlar. Türkiye'de bu bölge dışında bir de Osmanlı-Rus Savaşı (1877-78) sonrası Gürcistan'dan göçüp yerleştirildikleri Marmara Bölgesi'nin doğusu ve güneydoğusunda ve Batı Karadeniz'de yüze yakın köyde ikâmet ederler (Borçka'daki Laz köyleri de bu muhacir gruba dahildir).
Türkiye'deki nüfusları hakkında çeşitli tahminler var ama yine de en akla yatkını 500 bin ve 700 bin arası* bir rakam gibi geliyor. Lazlar, Türkiye dışında Gürcistan'da (Lazlar'ın sayılarıyla ilgili 5 ila 30 bin arası rakamlar veriliyor), Rusya (2002 nüfus sayımına göre 221 kişi**), Abhazya'da (2500 kişi) yaşıyorlar. Kimi iddialara göre bu ülkeler dışında Azerbaycan, Estonya ve Ukrayna'da (hatta İran'da) Lazlar'ın bulunma ihtimali yüksek. Ayrıca Kırgızistan'da da sürgün bir Laz köyü hâlâ varlığını sürdürüyor. Avrupa ve ABD'de de küçük bir Laz topluluğu bulunuyor. Lazca kendi içinde amlaşmayı engellemeyen Doğu ve Batı lehçelerine ayrılır. Yöreye göre değişmekle birlikte 39 ses barındırsa da, alfabesinde 35 harf bulunuyor. Latin harflerine dayalı bu alfabe 1984'de Fahri Kahraman tarafından geliştirilmiştir. Laz alfabesi yaratma çalışmalarıysa Türkiye'de II. Abdülhamit (1876-1908) dönemine, Gürcistan'da 1920'lerin sonlarına dek uzanıyor (Gürcistan Lazları bugün dillerini Sovyet döneminin başlarında olduğu gibi Latin alfabesiyle değil, Gürcü alfabesiyle yazarlar).
Laz Halk Müziği
Konular: Lazca türkülerde konular çok çeşitli olmakla birlikte genelde aşk, gurbet ve hasret üzerinedir. Bu konuların yanı sıra doğa, cinsellik, mahpusluk, çalışma ve avcılık da çokça işlenmiştir. Laz müziğinde konu olarak toplumsal konular ve savaşlarsa çok az kullanılmıştır. Toplumsal konuları işlemiş şarkılara örnek olarak bölgedeki büyük kıtlık döneminde söylenmiş, aşağıdaki şarkı verilebilir:
|
|
Laz müziğinde İslam diniyle ilgili müzikler hiç yoktur; ancak işin tuhaf yanı Lazlar'ın ilk dinleri olan özgün çok tanrılı inançlarına dair duaları yaşatmış olmalarıdır.
Aşağıdaki dörtlükse Gürcistan Lazları tarafından söylenen "ilahî" havasında bir şarkıdan alınmıştır. Hâlbuki Gürcistan Lazları da Müslüman'dır. Aşağıdaki şarkının geleneksel bir şarkı mı; yoksa misyonerlik çalışmaları etkisiyle yakın zamanda yazılmış/çevrilmiş bir şey mi olduğunu öğrenemedim. Ancak şarkının sözleri aşağıdaki gibidir:
|
|
Konu dinden açılmışken, eski Laz Pagan inanışına dair bir örnek vermeden geçmek de olmaz:
|
|
Laz müziğinde en çok işlenen konunun aşk olduğunu söylemiştik. Laz müziğinde aşk şarkıları hususunda da cinselliğin öne çıkartıldığı dikkat çekiyor. Kimi zamansa bu cinselliğin aşktan bağımsız bir şekilde de açığa çıktığını görebiliyoruz. Hemen her Lazın bildiği aşağıdaki "muzır" şarkıyı örnek olarak gösterebiliriz;
|
|
Türler:
Desûani (Destan): Sanıldığı gibi Lazca şarkıların hepsi oynak ve neşeli değildir! "Desûani" türü bunun en iyi kanıtı olsa gerek, dahası bu destanlar Lazlar'ın en çok sevdiği müzik türüdür. Destanlar dörtlükler hâlinde ve on birli hece ölçüsü nizamına göre seslendirilir. Genelde kemençe veya tulum eşliğinde söylenir; ancak kavalla veya büsbütün enstrümansız da icra edilebilir. Destanın söylenişi köyden köye ve kişiden kişiye küçük farklılıklar gösterse de hep aynıdır. Aşk, doğa, sıla hasreti, ölüm ve gurbet en çok işlenen konulardır. Bir "Desûani" örneği;
|
|

|
|
Bgara (Ağıt): Ölünün ardından doğaçlama olarak ve "mamgarale" (ağlayıcı) kadınlar tarafından söylenen ağıtlardır. Bgara'da ölünün yaşamında isteyip de yapamadığı şeyler, özellikleri sıralanır ve toplu bir ayini andırırcasına mamgarale'ye eşlik edilir. Bgara'ya "Nena Meçamu" (Ses Verme), "Üoreéxu", "Goxeéxala" (Sayma) gibi adlar da verilir. Bir bgara örneği;
"Memaşüvi do so ulu? | "Beni bırakıp da nereye gidiyorsun?
Beni birazcık bekleseydin,
Bu dünyada beni rahat bırak, |
Meüa-Moüa: Atışmalı türkülerdir. Lazlar'ın eğlence müziklerinden olup günümüzde yaygınlığını yitirmiştir. Karşılıklı iki kişi, erkek grupları, Kadın grupları veya karma gruplar halinde, doğaçlama söylenir. Uyaklı, devamlılığa sahip karşılıklı sözler söylenir, amaç rakibi alt edip, yeteneği ispatlamaktır. Kemençeyle veya enstrümansız, dans eşliğinde veya danssız icra edilebilir. Yedili hece ölçüsüne sahiptir. "Meûüoni birapa" (atma türkü) veya "oüobalu" (atışma) da denir.
|
|
Heyamo/Heymoli, Helessa Yalessa: Heyamo'lar kadınların iş şarkılarıdır. İş sırasında kolektif bilinci sağlamlaştırmak ve ortak bir ritmi yakalamak amacıyla söylenir. Ezgisi ağır ve etkileyicidir. Hece ölçüsü yedilidir. Helassa Yalesse'lar erkek iş şarkılarıdır. Amaç ağır işlerde gücü ve konsantrasyonu tek bir yerde toplamak olup, ezgisi ağır ve ataklıdır. Her iki türe de "imece şarkıları" diyebiliriz.
Oşvacu Üaide (Dinlenme Şarkısı): Kadınların toplu olarak söyledikleri iş molası şarkılarına denir. Ezgisi sabittir ve genelde enstrümansız söylenir. Bu şarkıların da ağır bir yürüyüşü vardır.
Gzaşi Üaide (Yol Havası): Çoğunlukla yaylaya göç ederken molalarda doğaçlama olarak erkeklerce (genelde solo) seslendirilir. Konusu yolculukla ilgili olmayabilir. Ezgisi sabit ve ağırdır. Yedili hece ölçüsüne dayanır.
|
|
Nani (Ninni): Laz ninnileri çok etkileyici ve yanık, içten gelen bir sesle, kadınlarca icra edilir. Yedili veya sekizli hece ölçüsüne sahip olan tür genel olarak Laz müziğini de etkilemiştir. Ezgisi küçük nüanslar dışında değişmez.
Laz müziğinde bu türler dışındaki şarkılar herhangi bir türe dahil edilemez. Hepsi hece ölçüsüne sahiptir; ancak ezgisel olarak bağımsızdır.
Çalgılar:
Gudastviri (Tulum): Genellikle oğlak derisinden yapılan beş notalı, tek oktavlı, nav, sipsi, tulum (gövde), ağızlık olmak üzere dört ana unsurdan oluşan üflemeli bir çalgıdır. İskoç gaydasına göre "ilkel" ve körüksüzdür. Çalınması oldukça emek gerektirir. Çalınışına göre acıklı veya neşeli bir sese sahip olabilir.
Çemane (Kemençe): Laz kemençesi, bilinen Karadeniz kemençesinden daha küçük boyutludur ve değişik bir sese sahiptir. Genellikle erik ağacından yapılır, yayın telleriyse at kuyruğu kılındandır. Danslara eşlikte ender kullanılıyor ve Lazlar arasındaki popülaritesi tulum kadar yüksek değil. Yine de solo şarkılarda tercih edilir. Lazca'da bu enstrümana "öilili" de denir. Kemençenin üç teli vardır.
Ôilili (Kaval): Laz kavalı çok acıklı bir sese sahiptir ve genelde dağ Lazları arasında yaygındır. Lazlar, Hemşinliler'in aksine kavalla horon oynamazlar.
Çonguri: Telli ve bağlamadan küçük, orta boylu bir çalgı. Dört tellidir. Türkiye Lazları bu çalgıyı pek tanımasa da Megreller, Gürcistanlı Lazlar ve Gürcüler arasında yaygındır. Büyüleyici, ince ve tabir-i caizse su gibi akan bir sesi vardır.
Ğuni: "Kovan" anlamına gelir, bu adı da şeklinden alıyor. Büyük, vurmalı bir çalgıdır ve üstüne oturularak çalınır. Tok bir sese sahiptir. Birol Topaloğlu bu çalgıyı Laz müziğine kazandırılmıştır.
Defi/Ûefi (Tef): Kullanımı yaygın değildir. Hopa çevresinde kadınlar tarafından çalınır. Küçüktür ve küçük zilleri vardır.
Doli: Küçük çaplı Kafkas davulu. Elle vurularak çalınır. Özellikle Gürcistan Lazları arasında horonlara eşlikte kullanılır.
Salamuri: Gürcü kavalı. Türkiye Lazları pek bilmese de, sınırın öte yakasındaki kardeşlerince çalınır.
Ostvinale: Lazlar'ın ince sesli kavalı. "Islık çalıcı" anlamına geliyor. Laz yaylalarında yaygın şekilde çalınır.
Sazi (Bağlama): Bildiğimiz Anadolu bağlaması. Laz müziğindeki yeri yenidir. Pazar, Ardeşen ve Çamlıhemşin dolaylarında kimi Lazca sözlü şarkılar bu enstrümanla çalınır. 70'li yılların popüler kültürü ve solun Lazona'daki etkisiyle de kullanımı yaygınlaşmıştır.
Dauli (Davul): Büyük, askılı davul. Tokmakla çalınır. Özellikle Gürcistan'da horonlara eşlikte çalınır.
* Tabiî bu rakam benim aklıma yatan rakamdır yalnız. |
** http://tr.wikipedia.org/wiki/Lazlar#cite_note-7 (é1.05.09 tarihinde erişildi) |
*** Kaynak: Kemalpaşa'dan (Noğedi, Makriali) Ayhan Sonbay, derleyen: Murat Ersoy. Sima, Üç Aylık Kültür, Sanat, Edebiyat dergisi, sayı: 4, sayfa: 28 |
İsmail Güney YILMAZ
Not: Bu yazı, yaklaşık üç yıl önce Türkiye halklarının müzikleri üzerine yazı dizisi hazırlayan bir kültür sanat dergisi için yazılmıştı. Ancak söz konusu dergi, bir kaç halkın müziğini tanıttıktan sonra, direkt dünya müziğine geçiş yapmış olduğu için yazı yayınlanamamıştı.
Bazı ekleme ve düzenlemelerle, epey zamandır "sırasını bekleyen" bu unutulmuş yazıyı yayınlıyorum.





