Lazuri Nena do Kultura

Lazuri Nena Do Kultura

JA slide show
 

Titreyip Kendine Dönenler ve Yükselen Milliyetçilik

e-Posta Yazdır


Özünde bir burjuva ideolojisi olan milliyetçilik, bilindiği gibi Fransız Devrimi ile birlikte dillendirilmeye başlanmıştır. Türk milliyetçiliğinin miladı ise daha yeni sayılabilir, Jön Türkler'le başlayıp, İttihat Terakki'yle ete kemiğe bürünen ve Mehmet Emin Yurdakul'un " Ben bir Türk'üm, dinim cinsim uludur / sinem özüm ateşle doludur" sözünü şiar edinen bu milliyetçilik, "vatan topraklarını kurtarmak" adına geliştirilen Panislamizm ve Osmanlıcılık akımlarının işlevsiz kalması sonucunda biraz da "mecburiyet" ten ülkemizin siyasi akımlar yelpazesinde yerini almış oldu.

Kürt milliyetçiliği de yine aynı zamanda, 19. yüzyılın sonlarında ve yine Jön Türkler gibi Avrupai eğitim görmüş bir avuç elit zümrenin çalışmalarıyla ortaya çıkmış, 1898'de Midhat Bedir Han'ın yayınladığı ilk Kürt gazetesi olarak bilinen "Kurdistan" ile sesini duyurmaya başlamıştır. Anadolu topraklarında Ermeni ve Rum milliyetçisi fikirlerinin taraftar bulması ise bu iki milliyetçiliğe göre nispeten daha eskidir ve bu dört halkın dışında bugünkü Türkiye sınırları içinde milliyetçi bir ideolojinin yeşerdiği tek halk olarak Lazlar bilinir (1); ancak Meşrutiyet dönemi itibariyle az sayıda kurum ve periyodik etrafında gelişmeye çalışan bu hareket halktan istediği desteği görmemiş ve etkisiz kalıp büyük ölçüde yok olmuştur. Öyle ki, Kurtuluş Savaşı döneminde toprakları işgal altında olmamasına karşın (Ruslar Ekim 1917 Devrimi'yle Lazistan Sancağı'ndan çekilmişlerdi.) Lazlar'ın Milli Mücadele'ye katkıları herkesçe bilinir. (Bu dönem bilinen tek ayrılıkçı Laz hareketi 1921'de kurulmuş olan Lazistan Selamet-i Milliye Cemiyeti'dir ve hiçbir etki yaratamamıştır.)


Böyle bir girişten sonra asıl konumuz olan, "yükselen" Türk milliyetçiliğine dönebiliriz. Türkiye topraklarının emperyalist devletlerce paylaşılmasını öngören Sevr Antlaşmasından sonra önce yerel çetelerle başlayıp, sonra Mustafa Kemal'in öncülüğünde düzenli bir orduyla düşmana karşı savaşma sürecine evrilen Milli Mücadele döneminde, Atatürk'ün şu sözleriyle de açık bir şekilde anlayabileceğimiz gibi, birleştirici unsur Türk milliyetçiliği değil, daha çok ortak vatan ve ortak din psikolojisiydi: "Burada maksut olan ve meclis-i alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir. Yalnız Çerkes değildir. Yalnız Kürt değildir. Yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı islamiyedir, samimi bir mecmuadır." Fakat ne var ki Kurtuluş Savaşının Lozan Antlaşması'yla birlikte amacına ulaşması ve yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin doğmasıyla birlikte bu anlayış terk edilmiş ve "Vatandaş Türkçe Konuş" sloganıyla "öteki"ni yok sayan bir Türkçü fikir yerleşmiş, o güne kadar "tehlike" olarak görülmeyen Kürdistan, Lazistan gibi coğrafi adlar yasaklanmış, Türkçe dışındaki yerel dillerin günlük hayatta konuşulmasına bile cezai işlemler uygulanmıştır. Lozan Antlaşması'yla sadece Gayri Müslimlere değil, Müslüman azınlıklara da verilen çeşitli kültürel haklar yok sayılmış, "azınlık" olarak sayılan Gayri Müslimlerin (ki bunun da yalnız bir kısmı: Rumlar, Ermeniler ve kısmen Yahudiler) hakları da önemli ölçüde törpülenmiş ve kullanılmaz hale getirilmiştir.


"Atatürk Milliyetçiliği" adı verilen ve gerçekten "ırk" temeline dayanmayan (dili, dini ne olursa olsun herkes Türk'tür!) bu anlayış dışında özellikle 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı'yla birlikte açıkça ırkçı/ Turancı olan akımlar ortaya çıkmış, kafatası ölçümleriyle ünlü Nihal Atsız bu akımın en ünlü liderlerinden biri olmuştur. "Türk Değilsen Eğil!" diyen ve " Tanrı Dağı Kadar Türk" olan bu insanlar da kendi içlerinde (özellikle din konusunda) ayrışmalar yaşamış ve Türk-İslam sentezi MHP, bu akımın en bilindik ve baş unsuru olmuştur. Bazı "şaman" inançlı marjinal gruplar dışında Türk-İslam sentezi yerleşmiştir. Günümüzde MHP ve BBP'yle temsil edilir durumdadır; ama ülkemizdeki milliyetçi partiler bunlarla da sınırlı değildir. CHP'den ANAP'a, AKP'den SP'ye, İP'den DYP'ye Türkiye'deki (küçük sol partiler dışında) hemen tüm partiler kendilerini milliyetçi olarak tanımlamakta ve adına "yükselen milliyetçilik" denen güdümlü "şahlanış" tan paye kapmaya çalışmaktadırlar.


Kimi "ulusalcı" grupların sınırlı çalışmalarını dışta tutarsak, hiçbir sosyal hak arayışı içinde olmayan, tersine buna set çekmeye çalışan, en küçük bir hak arayışını şiddetle bastırmayı (özellikle MHP ve BBP.) ülküsünün gereği gören, kendini anti-emperyalist olarak tanımlayıp, Ermeni ve Kürt sorunları dışında sokağa çıkıp emperyalizme tepkisini göstermeyen, tersine geçmişinde "6. Filo Defol!" diyen anti-emperyalist solcu gençlere saldırıp, katliam yapmak gibi çokça kara leke olan, mazlumların yanında oldukları için sokağa çıkanları "terörist" , onları linç etmeye çalışanları "vatandaş", linç'i "vatandaş tepkisi" olarak gören, "Hepimiz Ermeni'yiz!" sloganını "zilliyet" ve Türklük ve Müslümanlıktan çıkmak görecek kadar faşizan olan, kardeşlikten yana yüz bin insanı bir çırpıda hain, Samastlar'ı kapalı veya açık bir şekilde "kahraman" ilan eden bu milliyetçiliğin iler tutar bir yanı yoktur ve belli çevreler tarafından kışkırtılmıştır (Mersin'de ki bayrak provakasyonunu hatırlıyorsunuzdur!). Solun da etkisizliğini, sinmişliğini, hatta kimi kesimlerindeki hızla sağa kayışı da göz önünde bulundurursak, bu tehlikeli yükseliş devam edeceğe benziyor ve korkarım ki bu ülkeyi daha karanlık, muhalifliğin, gerçekleri söylemenin daha da zorlaşacağı vahim günler bekliyor.


İnsanların doğuştan sahip oldukları ve kendisinin tercihi olmayan dil, din, ırk, milliyet gibi kavramların yüceltilmesinin ve "öteki"ni aşağılama da bir haklılık olarak görülmesinin her yönüyle saçma olduğu gerçekliğine rağmen, insanlarımız arasında bu fikirlerin prim elde etmesi ve bu patolojik vak'a nın da ezen-ezilen çelişkisini flulaştırıp, halkın tepkisini yanlış yerlere kanalize etmesindeki başarısı Türkiye açısından çok acı bir sonuçtur. Öyle bir hale gelmiş durumdayız ki Elazığ Spor taraftarları, Malatya halkına "Ermeni" deyip; Malatya taraftarları ise Elazığlılara "PKK'lı" deyip birbirlerini kendilerince aşağılıyorlar. Burada dikkat edilmelidir ki, her iki grubunda kullandığı argüman Türklük ve Türk milliyetçiliği ile bağlantılıdır. Böylesine bir cehalet bataklığına gömülmüş olduğumuz ülkemizde, halkların bir gün gerçekten kardeş olmasını inatla ümit etmek istiyorum.

Gerçekler bir gün mutlaka kazanacak!

 

İsmail Güney Yılmaz

 

(1) Düzeltme: O tarihlerde milliyetçi faaliyet yürütmüş gruplar arasında Çerkesler de vardır, hatta Hatay'ın bugün Türkiye topraklarına dahil olduğunu düşünürsek

Araplar'ın da milliyetçi faaliyetleri -Hatay sınırları içindeki-  anılmalıdır.Yazıda her nedense gereksiz bir iddialılıkla Türk, Kürt, Rum, Ermeni ve Yahudi

milliyetçiliklerinden sonra Laz milliyetçiliğine değinmişim; ama gerçeği ıskaladığım açıkça görülüyor.K aldı ki, Arap ve Çerkes milliyetçilikleri

Laz milliyetçiliğine göre çok daha gelişkinidi -hatta Laz milliyetçiliği diye bir şeyin olup olmadığı bile tartışmalıdır!

 

 

E-posta Üyeliği









anket

Lazca 10 yıl sonra konuşuluyor olacak mı?
 

I lovve nuclear