Yakılmış ve külleri kalmıştı senden bana bu aşkın eskici pazarında karşılığı yoktu sensizliğin dilenciler kapı kapı dolaşıyordu bir şeyler dileniyorlardı ruhlarını temizlemek için oysa dışarıda kar ve saguk titretiyordu eski çınarı…
Tüm dallar üşümüştü sığınmıştılar ihtiyar çınarın gövdesine gecede ayaz mı ayazdı kimlik soruyordu gecenin bekçileri sarhoşun birine oysa kimliği kendisiydi umarsızca kendini kara vuran bu bedendi dur ihtarına uymamış ve vurulmuştu kar kan olmuştu kirlenmişti beyaz…
Çarşamba, 01 Ekim 2008 00:00
Osman Eren
Akşamları yağmur yağınca ben senin için hep ağlarım,
Kış akşamlarında kar yangınlarında…
Kimselerin duyamayacağı kadar ağladım, hüzünlerim soba başlarında kaldı.
Sobaların ateşi özlemi bitirir derler, ama ben hep sana hasretli bir kuş gibi kanat çırparak geldim…
Benim sana hasretim bilinmez bir sevda sanki…
Kime desem seni, kim anlar ki beni…
Sokaklara “çıkmaz sokak” levhasını ne diye asarlar ki? İçimi çıkmazdan çıkarır mı ki sokaklar?
Evimizin penceresi ha olmuş ha olmamış ne yazar, gökyüzü yine mavi yine mavi…
Sokak lambaları yanmıyor, yansa ne olur yanmasa ne olur.