Uzun zamandır görüşemediğim bir dosta rastladım geçen gün. Kısa bir hal hatır sohbetinden sonra; heyecanla yeni projesini anlatmaya başladı.
1990 yıllarını, Jitem’i, gözaltıları, gözaltında kayıpları anlatan bir film çekimlerine başlamışlar.
Gözaltına alınıp, yoğun işkencelerden geçen Kürt bir delikanlıyı oynayacakmış. Senaryodan bahsederken zorlandığını, sürekli prova yaptığını anlattığı sırada, benim 15 yıllık dostuma birden bakışım değişti.
Oynayacağı rolün içine sokmaya başladım. Yüzünde, ellerinde, hatta tüm vücudunda, yılladır bakıp da göremediğim bir şeyler aramaya başladım. Bir senaryoyu dostuma, bir dostumu senaryoya bandırıp bandırıp çıkardım.
Akşam evde de devam etti. Başka bakar oldum filmlere, oynayan karakterlere. Yapabildikleri rol kadar seyrettim onları.
Baktığımı görmeye çalışıyordum galiba…
Bir kısım medya (Başbakanın tarifi) görmezden gelmeye çalışsa da ırak da, ABD başkanı George Bush’un kafasına, Türk yapımı (!) Papuç fırlatan gazeteci Muntazar El Zaydi yılın en iyi “papuç fırlatan adamı” seçildi.
Hem de, o kadar uzun bir mesafeden tam isabetle.
Birkaç saniyelik görüntüler defalarca gösterildi. bizde yüreğimize su serperek seyrettik.
Iskaladığına üzülürken, ikinci pabucu neden yanındaki işbirlikçi haine atmadığına birazda hayıflandık.
Ertesi gün tüm gazeteleri taradım. Uzaktan çekilmiş resimler süslüyordu manşetleri. Aslında o birkaç saniyelik görüntünün içine gömülmüş bir an vardı, bakılıp ama görünmeyen. Onu aradım ama! Yoktu…
Başkanın, pabuçları eğilip savuşdurduktan sonra, doğrulduğunda, yüzündeki korku ifadesi hiç yansımamıştı fotoğraflara. Çarşaf çarşaf sürmanşetlere yansıması gereken asıl o korku ifadesiydi.
Gelelim asıl konumuza…
Bir gurup aydın (!) “ Ermeni kardeşlerimizden özür diliyorum” adı altında internette imza kampanyası başlattı. Yılbaşında başlayacaktı ama öne çekildi.
Süresi 1 yıl.
Yazar, Gazeteci, Sanatçı, Politikacı yaklaşık 200 kişi destek veriyor.
Başı çekenler kamuoyunun yakından tanıdığı isimler. Ilımlı İslamcılardan tutunda, Amerika hayranı, eski Solculara varıncaya kadar kimi ararsanız var içlerinde.
Yaşadıkları tarihe tanıklık etmeye çalışan, yani bizlerin bakıp ta göremediklerimizi gören aydınlar (!), 1915 de Osmanlı topraklarında yaşayan, Ermenilerinin maruz kaldığı “Büyük Felakete” duyarsız kalınmaması, inkar edilmemesi gerektiğini söyleyip, özelde kendi adlarına, genelde ise ulus adına özür diliyorlar.
Peki, neden simdi?
Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin düzelmeye başladığı bir dönemde, bu vicdan rahatlama kampanyası kimin işine yarayacak?
Neyi çözecek?
Ya da neyi tetikleyecek?
1915 yılı; 1.Dünya savaşının en kanlı çarpışmalara sahne olduğu yıllar. Osmanlı varlığını koruma derdinde.Önlemler alıyor.batıda emperyalist ülkelerle ,doğuda Rusya’nın kışkırttığı Ermenilerle karşı.
Tarihi tarihçilere bırakarak konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum zaten ezberledi herkes. Yalan, doğru, yanlış, bir eksik, bir fazla (çünkü Ermenistan arşivlerini açmıyor inatla)
Soykırım, Katliam, Büyük Felaket.
Zorunluydu, değildi, haksızdı, haklıydı, onlar daha fazlasını yaptı, hem bize, hem komşularına (vs).
Bırakalım bunu tarih yargılasın. Eğer arkasında başka bir amaç yoksa açılsın tüm bu konuyla ilgili Arşivler, bütün dünya rahatlasın.
Yalnız, bu olaydan fayda sağlamak isteyen varsa durum o zaman samimiyetsizleşiyor.
Örneğin, ısıtıp ısıtıp önümüze konmasının amacı; “3T” projesiyse, durup biraz düşünmek gerekiyor.
Tanıtma, Tazminat, Toprak
Soykırımı tanıt, karşılığında tazminat iste, ardından toprak.
Irkçılığın son yıllarda tavan yaptığı ülkemizde, bu kampanya çok ses getireceğe benziyor. Safların daha da kenetlenip, içlerinde birikmiş öfke ve kini harekete geçirmek için en uygun zamanı kollarken bu kampanya altın tepside sunuldu.
Kampanya sayısı çoğaldı internette,
“özür dilemiyorum com”, “özür bekliyorum.com”
1915-2008.
Aradan geçmiş bir asır. Çözülememiş, arapsaçına dönmüş. Çözülmek istenmemiş nedense?
Irkçı, Faşist katliamlar; elbette insanım diyen herkes kınamalı, karşı çıkmalı. Üstelik Din, Dil, Irk, Mezhep ayrımı gözetmeksizin.
“Özür diliyorum” kampanyasın da, metnin içeriğinden çok, altına imza koyan aydınların isimleri, tekrardan, tartışmaya açılan bu konunun önüne geçti.
Kimdi bunlar? Neler yapmışlardı bu güne kadar?
Yakın tarihte hangi katliama, hatta bireysel “hak ihlallerine” karşı durmuşlardı? Buna bakmak gerekmez mi samimiyetlerine inanmak için.
Kampanyanın baş aktörlerinden “Aydın; Yasemin Congar”, gerek Amerika da yaşadığı yıllarda, gerekse çıkardığı tarafsız “Taraf”da (henüz kimin yanında olacaklarına karar veremediler çünkü) ABD’nin Dünyayı kana bulayan politikalarına karşı; aksı bir tek laf söyleyebildimi?
Ya da, Zaman, Yenişafak yazarları, Müslümanlıktan kıl aldırmazken; Müslüman bir ülkenin, işgaline karşı tek bir satır yazabildiler mi?
Yüzyıl önceki önce’ ki “Büyük Felakete”-bu güne kadar ermeni soykırımı denirdi- vicdan sızlatanlar, Irak halkının, Afgan halkının, felaketine bu güne kadar neden ses çıkaramadılar.
Daha savaşın ilk yılında, aydın olmanın sorumluluğuyla;
“Tezkereyi meclise getirmek için yaptığımız cambazlıktan, Meclis de görüşmelerin yaşandığı saatlerde çıkıp ekranlara, geçmesi doğrultusunda verdiğimiz demeçlerimizden, tezkerenin geçmemesine rağmen; hükümetin tüm limanları, Hava sahalarını, kullandırmasına ses çıkarmadığımız için,ortak olduğumuz bu katliamdan dolayı ölen 1 milyonu aşkın yaşlı, genç, çocuk, kadın Iraklıdan özür diliyorum” diyip bir kampanya başlatsalardı ve süresini Irak da bir tek işgalci Amerikan askeri kalmayıncaya kadar uzatsalardı bu kampanya daha samimi ve inandırıcı olurdu.
Dünya, kuruluşundan bugüne dek dönerken, motoruna giden yağ insan kanı
Ve alternatif bir yakıt bulamadı hala insanoğlu.
Tarihi yaşandığı dönem içinde değerlendirip, çözümlemesini de tarihçilere bırakalım.
İnsanlık adına bir adım atılması gerekiyorsa; bu tür olaylar bir daha yaşanmaması için geleceği kansız tuğlalarla örelim. Bunun mücadelesini verelim hep birlikte.
Farkın damısınız bilmiyorum ama “Kan”; hala kızıla boyuyor Dünyayı.
Hüseyin DEMİR





