Lazuri Nena do Kultura

Lazuri Nena Do Kultura

JA slide show
 

Tebdil-i Kıyafet Kuşan da , Sen Sor…

e-Posta Yazdır


Yağışlı bir İstanbul akşamı, İş dönüşü Aksaray otobüs durağının yanındaki, birkaç arabanın sığabileceği küçük cebe yaklaştım. Önümde sivil plakalı bir araç, cebin tam ortasına park etmek üzere.

Az ileri alır mısın (!) dercesine, sinyal verip, kornayla uyardım. Kıpırdadığı yok. Arabamın arkası trafik akışını engelliyor o sırada. Bütün uyarılarıma rağmen öndeki araç kımıldamıyor.

İndim… Yaklaşıp rica ettim.

-Biraz ileri alabilir misiniz, bende yanaşayım.

-Buraya park etmek yasak” dedi. Bıyıkları daha terlememiş delikanlı.

Dedim;

-Yasaksa sen niye park ettin.

Kendisinden emin, göz ucuyla şöyle bir süzdü beni.

-Ben Polisim dedi.

Şaşırmamıştım. Hiç bozuntuya vermeden,

-Bende polisim. dedim.

Birden o asık surat, sert bakışlar gitti. Sempatik görünmeye zorlayarak kendini,

-Öyle desene ağabey. Geç arabana hemen çekiyorum.

 

2559 sayılı “Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun” da yapılan değişiklikte der ki:

“Polis, görevini yerine getirirken, kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra kişilere kimliğini sorabilir”.


Yasa der de; uygulamaya bugüne kadar şahit olmuş birilerini bulmak neredeyse imkânsız. Kamuoyuna yansımış, o kadar çok, bu yasaya aykırı olaylar ve uygulamalar var ki:


22 Nisan 2007

Çeliktepe, otobüs durağında ticari taksinin içinde sohbet eden iki arkadaşın yanına gelen sivil giyimli, sakallı polisler kimlik isteyince “Asıl siz kimsiniz, kimliğinizi gösterin” diyen vatandaşın sonu ne oldu biliyor musunuz?

Feci bir dayak, kırılan bacak, şişen kaş, patlayan göz…


3 Ağustos 2007

Moda parkında Avukat Muammer ÖZ’ün başına gelenler, kimlik sordu diye.

Çatlayan kaburga, kırılan kol, bacak…


Veya hala sıcaklığını koruyan “Ceber” olayı.

Polise Mukavemet ettiği gerekçesiyle gözaltına alınıyor. İşkenceli ölümünden 56 gardiyan hakkında dava açılıyor. Polisin sorumluluğu olduğu halde kenarda tutuluyor. Yani polis ne yaparsa yapsın bir şey olmaz dercesine.


Ve onlarca olay?


“Cafesine” oturan polisin, içtiği çayın parasını istediği için komaya sokulan iş yeri sahibi, Yaptığı trafik kazası için, tutanak tutulmasına ısrarcı olan şoförün yolun ortasında dövülmesi. Dur ihtarına uymadığı için neredeyse her hafta bir kişinin kurşunla sakatlanmasını veya ölmesi.


Ve son olay;

Biraz da medyatik olması nedeni ile günlerdir gündemde. Avcılarda 3 ay önce yaşanan olay.


Kendilerine polis süsü veren 5 cani, Restorandan, Konsomatrisi sürükleyerek kaçırıyor ve günlerce tecavüz ediyorlar.

Olay esnasında; ne Restoran sahibi, ne de orada oturanlar müdahale etmiyorlar.

Olaydan 3 ay sonra kadının, canilerin elinden kurtulup, suç duyurusu yapmasıyla haberi oluyor emniyetin ve kamuoyunun.


Yaşanan vahşet bir yana bırakılmış, neden tepki veren olmadı, kimlikleri sorulmadı sorusuna yanıt aranıyor.

Olayla ilgili açıklama İstanbul Emniyet Müdürlüğünden geldi. “Her üzerinde polis yeleği olan polis değildir. Mutlaka kimlik sorun.”


Kim sormaya cesaret edecek!

Sokakta; uzaktan polis otosunun ışığını görüp, yolunu değiştiren vatandaş mı kimlik soracak?


Soranın başına ne geldiğini, çarşaf çarşaf gazetelerde ezberleyen ve o polisler hakkında yapılan işlemi bilmese de tahmin eden vatandaş mı soracak kimliği?


Yarın işe giderken en az üç yerde kimlik kontrolü var diye akşamdan yastığının altında, kendi kimliklerini saklayan vatandaş mı soracak polise kimliği?


En demokratik hak talebi için bile meydanlara inmeye korkan milyonlarca insan, polis dayağından nasibini almadan evine dönebildiğinde kendilerini şanslı sayarken nasıl kimlik soracak.


Polis bu ülkede milyonlarca memurdan biri.

Yani hastanedeki hemşireden, okuldaki öğretmenden bir farkı yok. Aynı yasaya tabi. Ama kendine bir tek “Memur” diyen, dedirten polis.

Yani ben diğer memurlardan farklıyım, ayrıcalıklıyım bağlamında.


Bir de medya yönü var olayın. Dokunmuyor, dokundurtmuyor. İçinde polis olan hiçbir soruşturmayı takip etmiyor. Vatandaşları da “İtaat edin, size de çıkabilir” politikası yıllardır devam ediyor.


Vatandaşın bu hale neden geldiğini, nasıl getirildiğini sorgulamak ve çözüm bulmak gerekiyor ilk önce.

Bunu da yapacak olan tek kurum yine Emniyet Teşkilatı.

Karakollar; korku yeri olmaktan çıkarılmalı bir kamu binası misyonu üstlenmeli.


Gerçek polisin, karıştığı olayda açıklama yapmamak sahte polis olunca konuşmak çözüm değil.

Çözüm vatandaşın üzerine sinen bu korkudan kurtulmasını sağlamak. Aksi taktirde bu tür olaylar daha da artarak çoğalacak.

Sorun, iki müfettiş görevlendirip, mercan yokuşundaki polis kıyafetleri satan dükkânları kapatmakla çözülmeyecek.

 

HÜSEYİN DEMİR.

 

E-posta Üyeliği









anket

Lazca 10 yıl sonra konuşuluyor olacak mı?
 

I lovve nuclear