Bir varmış bir yokmuş.
Evvel zaman içinde değil şimdiki zamanda,
Yedi düvere meydan okumuş, dişiyle tırnağıyla, söke söke, Emperyalist ülkelerin elinden geri alıp topraklarını; bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke varmış.
Yoksulmuş halkı, bitkinmiş, yorgunmuş ama ilk defa vatan olmanın, vatandaş olmanın hatta insan olmanın onurunu yaşıyorlarmış.
Barut, kan, ölüm kokusu dağılınca yurtlarının üzerinden başlamışlar arı gibi çalışmaya. Yoktan bir ülke yaratma gayretiyle; cephede savaşır gibi, aynı ruh aynı inançla sarılmışlar dört elle.
Demir ağlarla, tüten fabrika bacalarıyla örmüşler tüm yurtlarını.
Mutluymuşlar, hem de çok.
Günler birbirini kovalamış.
Ülke yeşerip filiz vermeye başlayınca, haliyle çekemeyenler kıskanlar çoğalmış.
Yıllardır monarşiyle yönetilen halk “demokrasiyle” tanışmış.
Bir iki denemeden sonra geçilmiş çok partili döneme.
Başlamış gizli, kirli hesaplar, ayak oyunları,
Ülkeyi küçük Amerika yapacağını söyleyip, büyük Amerika’dan yardım ve destek alarak gelmiş ilk liderle tanışmış halk.
Bir anda değişimler başlamış, ülkede. Yardımlar yağmış okyanus ötesi.
Uzun sürmemiş, güzel günler (!).
Mitinglerde “Yeter Söz Milletin” diyip, nutuk atarken, tam halkı galeyana getireceği bir anda; “Yağlı İlmik Boynuma” şarkısını hep bir ağızdan uygun adımlarla söyleyip gelen askerleri görmüş karşısında.
Görüş o görüş… .
Ardından darbeyle tanışmış halk. Askerler geçmiş başa, bu sefer.
Sonra sıraya konmuş gibi, biri gelmiş, diğeri gitmiş.
Sivil- asker, asker- sivil.
Her dönem birileri umut olarak gösterilmiş, çaresiz halk gösterilenlerden birini seçmeye zorlanmış hep.
Giden tekrar gelmiş…
Gitmeyip inatla, “gidip- geleni” ancak ölüm ayırmış o koltuktan.
Bir türlü anlayamamış o güzelim ülkenin güzel insanları.
Kendileri üzerinden, kendilerinden gizli çizilen bu yol haritasında , “kim gelirse gelsin” o çizginin dışına çıkılamayacağını...
Az gitmiş uz gitmiş ülke ama aslında bir arpa boyu yol gidememiş. İntihara niyetli akrep gibi dönüp dönüp kendini aramış, zehir’ini akıtmak için.
Son darbeyi 80’ki yıllarda yemiş halk. Bir daha yerinden kalkmamak üzere yığılmış boylu boyunca.
“Bizim Çocuklar” işi bitirmiş bir gece ansızın. Bilime, düşünceye, insanlığa dair ne varsa yakılmış, tüketilmiş.
Genleriyle oynanmış halkın takip eden yıllarda. Değerler değişmiş, öncelikler değişmiş.
İş bilenin dönemi başlamış. Yeni yeni zenginler yaratılmış teşviklerle, yolsuzluklarla...
Zenginin malı yordukça halkın çenesini, aksini konuşanında ikinci adresi olmuş hapishaneler.
Sürekli borçlandırılmış ülke. Borçla birlikte “Bağımlılık da” artmış. Düyun-i umumiye günlerini aratır olmuş
Bir nesil zorunlu sebeplerden (sağlık,ölüm.vs) dolayı, bırakırken koltuğun peşini yeni nesil hışım gibi delikanlılara kalmış “İktidar Savaşları”.
Sonunda çaresiz bu ülkenin insanları “Bir Umut” deyip ıslatmışlar seçim zamanı, ak bir zarfın kapağını.
Zarflar açılınca, herkes den çok şaşırmış, hazırlıksız yakalanan yeni parti ve kurmayları.
Ama bir sorun varmış, partiyi kuran, 3 ay gibi kısa bir sürede iktidara gelebilecek oyu alan lider; yasaklı olduğu için Meclise giremeyecekmiş.
Düşünmüşler bu durumu en iyi ve çabuk kim çözer diye? Sonunda bulmuşlar.
Milletvekili bile olmadan bir başbakan gibi karşılanmış Amerika’da ve ilk “hamdolsun” u duymuş halk,
Dönmüş ülkeye…
Akrabası olan Siirtli hemşerileri üzülmüşler bu duruma. Meclis dışında kalmasına dayanmamış yürekleri. Belediye Başkanlığını garantilemesi şartıyla feda etmişler Milletvekillerini.
Oturmuş koltuğa başlamış icraatlar.
İlk yıllarını kadrolarını yerleştirmeyle geçirmiş. Mesleğine, tecrübesine, bakmaksızın değiştirmiş kadroları.
Ölçü belliymiş; badem bıyık, eş türbanlı, imam hatip mezunu.
Sonra başlamış kavgaya. Listede kim varsa sırasını beklemiş. Bir tek “Kanarya Sevenler Derneği” yırtmış. Onlarda uçup ülkeyi terk ettiği için.
Gırtlağına kadar borç içinde olan ülkeye, ilk yıllarda batı kredi musluğunu açmış sonuna kadar. Tabi dünyanın en yüksek faiz oranıyla. Gelen paralar, kredilerin faizlerinin taksitlerini ödemeye bile yetmemiş.
Başlamışlar, ülkeyi “Babalar Gibi” satmaya. Kılıfı da hazır “Özelleştirme”
Yabancı sermaye geliyor diye davul-zurna çalıp oynarken, bir gün ellerindeki tokmağın da yabancılara gideceğini düşünmemişler. Gün bu gün diyip devam etmişler ta ki satacak bir şey kalmayıncaya kadar.
Halk yoksulluktan çırpınırken, yeni nesil zenginler,”Dünya Zenginler Listesini” zorluyormuş
bu arada. Bir yandan da yeni yeni iş kolları çıkmış ortaya. Gemicik Ticareti, Kuş Yemi
Ticareti, Yumurta Ticareti en popüler iş olmuş.
Tüm bu felaketler yaşanırken ülkede; asıl suçlu onlara bu kadar cesaret veren halkmış. çünkü; %33 ‘le gelmişler, yetmemiş %47’ lerle tekrar gelmişler. Bu kadar yetmez, daha fazlasını hak ediyoruz biz dercesine.
Sıkıldınız tamam bitiriyorum masalı…
Dünya ekonomik krizle sallanırken yine duyulmuş o söz. “Hamdolsun Bizi Teğet Geçti”
Halkta bir sevinç bir sevinç. Oysa “bizi” derken “bizden” olanları kastetmiş de cahil halkın haberi yok.
Kriz büyüyünce bakmış olacak gibi değil. Almış yanına İngiliz vatandaşı Ekonomiden sorumlu Bakanı, koşmuş her zamanki kurtarıcı adrese.
Yarısından çoğu yabancıların kontrolüne geçmiş işletmelerden İşçi çıkarmalar başladığı saatlerde, İMF’den 20-40 milyar geleceğini söylemiş. (Bir birine ne kadar yakın rakamlarsa!)
Hem İMF memmun (bu kriz ortamında en yüksek faizle müşteri bulduğu için) hem bizimkiler (yaklaşan seçimler için, kömür, nohut, pirinç parasını bulduk diye).
Dönmüş ülkesine ardından kötü haber gelmiş.
İMF 19 milyarda karar kılmış, neye yarayacaksa.
Ülke sona yaklaşırken masalda sona ermiş.
Gökten üç Elma düşmüş. Hepsi de zenginlerin masasına.
Halka da onların tadını, kokusunu hayal etmek ve nesiller boyu bu masalı dinlemek ve dinletmek düşmüş.
Hüseyin Demir





