Demokratik Açılım ile ilgili yazı dizimizde ikinci konuğumuz Jineps Gazetesi'nden Yalçın Karadaş. Kendisine gösterdiği ilgi için teşekkür ediyoruz.
Hükümetin açılım konusunda ne kadar samimi olduğu ve neler yapabileceği merakla bekleniyor. Böyle bir açılımın demokratik olabilmesi, bu konudaki taleplerinin dikkate alınmasına ve bu topraklarda var olan dillere, kültürlere, kimliklere de eşit haklar sunulup gerçekten yaşam alanı açılabilmesine bağlı. Biz demokratik açılımın ülkede konuşulan tüm anadilleri, kültürleri ve farklı kökenden gelen tüm yurttaşları kapsaması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak böyle bir yaklaşım ülkemizde ve dünyada sevgi ve barışı egemen kılacaktır.
Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz?
Demokratik açılım konusunda beklentileriniz ve çözüme yönelik önerileriniz nelerdir?
Teşekkürlerimizle “Çerkes” kimliğini etnik ve ulusal kimliği kabul eden bir Türkiyeli Adıge olarak düşüncelerimizi açıklamaya çalışalım.
SORUN NEREDE?
Bırakın sayıları milyonlarla ifade edilen ve ülkenin üçüncü büyük nüfusuna sahip olan Çerkesler ve vatanları tam da burası olan Lazlar gibi halkları, dili, kültürü ve etnik kimliği Türk ve Kürt’ten tamamen farklı herhangi bir grubu “yok sayarak” bu ülkede barış, demokrasi ve adalet tesisi mümkün değildir.
Her kesimin katkısını almadan ortaya konan dayatmacı, jakoben yapılar sağlıksızdır ve içinde yaşayanları mutlu edemez. Süreç içinde de yıkılması muhtemeldir.
Ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’nde de durum budur. Jakoben yöntemlerle tüm halkları yok sayarak ve “Türkleştirme” ideolojisini temel alarak kurulan yapı çatırdamaktadır. Çözüm de bu yapıyı tüm elemanları ile yeniden, sağlam olarak ayağa dikmektir.
PEKİ NE YAPMALI?
1- Öncelikle bu mesele Türkleşen, Kemalizmi din gibi gören ve Çerkes, Laz, Arnavut; Boşnak vs. kavramları “aksesuar ve övünme aracı” sananların meselesi değildir. Bu nedenle, bu insanlarımız olgunluk ve anlayış göstererek meydanı “her hal ve şartta etnik kimliğine sahip çıkanlar” a bırakmalıdırlar. Kendi etnik kimliğine sahiplenen kesim de ivedi olarak “ortak aklı bulma çalışmaları” yapmaya başlamalı, “kendimize ait strateji ve uygulanabilir kısa, orta ve uzun vadeli planlar” üretmeli, özellikle Kafkas kökenli halklara (Laz, Çerkes vb.) hitap eden “politik yol haritası” ortaya konmalıdır. Bunda en büyük kitleyi temsil eden Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Birleşik Kafkas Dernekleri Federasyonu, Jıneps Gazetesi, Lazuri Nena, Laz Kültür Derneği vb. grup ve STK lar başı çekmelidirler.
Uluslar arası kuruluşlardan ve devlet yapılarından destek alınmalıdır.
2- En kısa sürede “Açılım” konusunda ortak görüşlerimiz, taleplerimiz Türkiye ve Dünya kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
3- Bunların yapılması sırasında geçecek zaman içinde aydınlarımız hür iradeleri ile gerek kendi yayın organlarımızda ve daha önemlisi Türkiye kamuoyunun gözü önündeki gazete, dergi, radyo ve TV’larda “şahsi düşüncelerini” ifade etmelidirler.
YOL HARİTASINA KATKI İÇİN BAŞLANGIÇ
1- Öncelikle bu açılımın başarıya ulaşmaması durumunda içinde yaşamakta olduğumuz “örtülü faşizm”in yerini “açık faşizm”in alacağını bilmek ve eylem ve söylemlerde bunun gereği olan olgunluğu göstermek gereklidir.
2- Çok sıkıştırınca “Türk olun, her tür açılıma varız” diyen Kemalist ve çağdaş, laik ve ülkenin gerçek sahipleri olduklarını düşünen kesim;
“ Açılım falan istemez bu düzen böyle sürecek” diyen bence yine de pek çok kesime göre samimi olan Türk ırkçıları ile;
bunlara tek başına karşı çıktıklarını düşünen ve “Türk ve Kürt bu ülkenin asli unsurları ve asıl sahipleridir, diğerleri kaale alınmasa da olur, Kürt ve Türk’ün birliği onlara ne lütfederlerse onunla yetinmek durumundadırlar” diyen Kürt milliyetçileri- ki bunlar da kendilerini demokrat ve ilerici gösterirler- daha gerçekçi olmalı, ezberlerinden uzaklaşma cesareti göstermelidirler…
3- Ana sorun tarafların “samimiyetsiz” olmalarıdır. Samimiyetsizlik bu ülke aydınlarının temel özelliğine dönüşmüş haldedir. Neredeyse kimse asıl düşüncesini net olarak ortaya koy(a)muyor. Kürt milliyetçileri asıl amaçlarını saklarken, olayı başlatarak takdiri hak eden AKP hükümeti ve sözcüleri yanı sıra Türk milliyetçileri ve kendini aydın sanan birçok soytarı demogoji içinde, sürekli konunun etrafında dolanıp, bir türlü asıl konuya gelmemekte ve gerçek düşüncelerini ifade etmemektedirler. Tıpkı patronu karşısında kıvırtarak kendine kariyer yapan sözde yöneticiler gibi...
4- 12 Eylül anayasası baştan aşağı değişmelidir. Bu yapılmadan 12 Eylül vesayeti ile, faşizan bir anayasa ile doğru bir yere varılamaz. Bu anayasa değiştirilip ülke ve dünya gerçeklerine uygun hale getirilmeden neyin açılımı, nasıl yapılabilir?
5- “Türk kavramının etnik bir kavram olmadığı yalanı”na ivedilikle son verilmeli, farklı kimlikleri eritme, farklı dilleri yok etme ve inkar, imha ve baskı politikaları son bulmalıdır.
6- Demokratikleşmenin bir önemli parçası olması gereken “Kürt Sorunu” tüm sorunların en başına alınmamalıdır. Bu yaklaşım Türk ya da Kürt olmayan onlarca halkın hiyerarşik bir sıraya sokulması anlamına gelir ki, asıl amaçlanan eşitlik ve adalet ile demokrasi olmaktan çıkar, başka bir ırkçı yapının Türk ırkçı yapısıyla sorunları çetrefil hale getirmesine, sonuçta etnik çatışmalarla ülkenin kan ve gözyaşı içinde boğularak parçalanmasına neden olabilir. Bölünme ve parçalanma değil, farklılıklarımızla bir arada yaşama isteği ile yazıyoruz bu yazıları.
7- Söylemler yumuşamalı ve diyalog kanalları kapatılmamalıdır.
8- Ülkeyi demokrasi dışı (meclis dışı ve yasalar dışı) yöneten ve yönlendiren Ergenekon vb. örgüt, kurum, kuruluş ve gruplarla, devletin içindeki ve dışındaki her türden mafyatik zorba örgütlenme ve kişiler hızla tavsiye edilerek, en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
9- Bireysel, kurumsal ve devlet silahsızlanması hızla gerçekleştirilmelidir.
10- Ülkedeki tüm “farklı” kimlikler ve kesimler sürece ve tartışmalara dahil edilmelidir.
11- Her birey kendi gerçek “soyadı”nı almalı, isim koymadaki şoven kısıtlar yok edilmeli, değiştirilen ve Türkleştirilen tüm coğrafi isimler, o bölgede yaşayan halkın kullandığı gerçek ismine ve-veya aslına döndürülmelidir.
12- Ortak doğrular hayata geçirilip, pratikte ortaya çıkan sorunlar revize edilmelidir.
Yalçın Karadaş (Anzor KEREF)
02.09.2009, İstanbul





