Lazuri Nena do Kultura

Lazuri Nena Do Kultura

JA slide show
 

Şark Cephesinde Yeni Bir şey Yok-İran

e-Posta Yazdır

İran’daki seçim sonucunun halkın iradesini ne ölçüde temsil ettiği konusu İran’ın içinde ve dışında daha uzun bir zaman tartışılacağa benzer.

Bu seçimlere “muhalefetin” ileri sürdüğü gibi hile karıştığı doğru olsa bile bunun Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın zaferindeki payını öğrenmek mümkün olmayacak. Ancak altının çizilmesi gereken husus analistlerin çoğunun rejimin gerçek niteliğini, dinamiklerini tahlilde yetersiz kalmaları ve bolca “ahkâm kesmeleridir”.


Bu yüzden hala “ılımlı lider Mir Musavi”, “bir renkli devrim daha” gibi hayali sloganlarla hareketi abartmaya devam ediyorlar. Yabancı ve yerli basın, kentlerin yoksul mahallelerinden dökülen orta sınıf kalabalıkların “özgürlükçü”, ”reformcu” taleplerini sınıf bağlantılarından kopartıp öyle abarttı ki adeta İran’da  “renkli devrimlerden” biri yaşanıyor zannedildi. Oysa İran’da adayların tümü rejimin koruyucusu olarak tanımlanan Ayetullah Ali Hamaney’in başında olduğu 12 üyeden oluşan Anayasa Koruyucuları Şurası tarafından özenle seçilmiş, seçimin sınırları daha baştan rejime karşı hiçbir gerçek muhalefetin şekillenmesine izin vermeyecek biçimde kapatılmıştı. Altısı ulemada altısı da ulema dışındaki hukukçulardan oluşan Şûra, Cumhurbaşkanlığı da dahil tüm siyasal görevlere talip olanları İslami ilkeler bakımından önceden denetler. Seçimler Devlet Başkanı Ahmedinecad ile rejimin içinden gelen Rafsancani, Hatemi destekli, Humeyni’nin eski Başbakanı Musavi arasında, çizilen sınırların içinde gerçekleşti. Bu nedenle tek kale yapılan maçta, rejimin kendini korumak için hile yaptığı şeklindeki iddialara inanmak pek de gerçekçi olmayacaktır. Zira kısa vadede rejimi korumak gibi bir riskin görünmediği İran’da eğer seçim hilesi yapılmışsa bunun rejimi korumaktan ziyade dahili ve harici başka nedenlerden dolayı yapılmış olması daha mantıklı olacaktır. Örneğin seçimi kazanması mutlak olan Ahmedinecad’ı ikinci tura bırakmadan rejimin meşruiyetinin daha da sağlamlaşması için birinci turda kazanmasını sağlayacak seçim hileleri vs. gibi…


İran seçimlerinde rejimin geleceği bakımından kısa vadede bir sorun olmamakla birlikte Hamaney’in hangi düşünceyle “reformcu adayla” yarışmalı seçim komedisi oynattığı sorusu akla gelebilir. Bu soruya cevaben dışta ve içte BM ambargosu ve ekonomik zorluklarla boğuşan yönetimin demokratik bir seçim yapılıyor havası vererek demokratik meşruiyetini güçlendirmek, bütçesinin ortalama % 85’i petrol gelirleriyle karşılanan ülkenin petrol gelirlerinin düşmesiyle ekonomide oluşan dar boğaz sebebiyle işsizlik oranının % 17 seviyesine çıkması gibi sorunlar sonucu yükselen halk muhalefetinin havasını tıpkı düdüklü tencere misali almak, sınıf içi paylaşım kavgası gibi nedenler sayılabilir.


İran’da Halk Hareketi Geçmişi


İran’da tıpkı Türkiye gibi emperyalizm çağının ilk yarı-sömürgelerinden biridir. 19. yüzyıl sonlarından itibaren çeşitli doğal zenginlikleri, halkın emeği emperyalistler tarafından insafsızca sömürülmüş, emperyalizmin uşağı komprador burjuvazi ve toprak ağaları bu sömürüden paylarını alırken halk sefalet ve yoksulluk içinde kalmıştır. Yöneticiler değişmiş ancak sınıfsal yapı değişmediği için halkın kaderi aynı kalmıştır.


İran’daki demokrasi mücadelesi bugüne kadar 1906’da, 1921’de,1951’de Musaddık ve 1963’de olmak üzere dört kere milli burjuvazinin önderliğinde doruk noktasına kadar yükselmiş ve fakat hem toprak mücadelesinden bağımsız bir demokrasi mücadelesi yapıldığı hem de önderliği işçi sınıfı yapmadığı için kalıcı zaferler elde edilememiştir. İran’daki demokrasi hareketleri yoksul ve orta köylülüğün bir hareketi olarak değil milli burjuvazinin özellikle sağ kanadının önderliğinde şehir küçük burjuvazisinin ve işçi sınıfının kendiliğinden hareketi olarak gelişmiştir. İşte Şubat 1979’da Ayetullah Humeyni’nin Tahran’a dönmesi üzerine kurulan bugün Hamaney’in başını çektiği din adamlarının etkinliğindeki rejim de  eşraf, yarı-feodal zengin köylü ve şehirlerdeki milli burjuvazinin oluşturduğu bu sağ kanadın temsilcisi durumundadır.


Din Adamlarının Konumu


İran’da din adamlarının konumu Türkiye’dekinden farklıdır. Halkının % 90’ından fazlası Şii olan İran’da, Şiilik mezhebinin gereği olarak mollalar ve Ayetullahlar devletten maaş almazlar. Halktan aldıkları gelirle yaşarlar. Köylüler, esnaf ve tüccar mahsullerinin ve gelirlerinin beşte birini onlara verirler. Böylece Şii din adamları hakim sınıflardan belirli bir ekonomik bağımsızlığa sahiptirler. Devlet iktidarını elinde tutan sınıflardan çok eşraf, yarı-feodal zengin köylü ve ticaret burjuvazisi ile bütünleşmişlerdir. İşte tamda bu nedenle din adamları anti-feodal hareketlere imkan tanımamakla birlikte anti-emperyalist, anti-faşist bir geleneğe sahip olmuşlar ve ezilen emekçi sınıfların özgürlük mücadelelerinin yanında yer almışlardır.


Paylaşım Kavgası Mı?


Ahmedinecad’ın Devlet Başkanlığına seçilmesinde, İran’da 1980’lerde şekillenen kapitalist sınıf içerisindeki iktidar mücadelesinin hala devam etmesinin önemli rolü vardır. Bilindiği üzere 1980-1982’de devletin şiddet araçlarını, bürokrasiyi, ekonominin dağıtım mekanizmalarını ele geçirerek devletleşen molla örgütlenmesi başlı başına bir kapitalist sınıf haline geldi. Buna ilaveten gene bu molla tabakasının içinden gelerek ve bu ilişkiler sayesinde

servetine servet katanların önderliğinde özer sektör kapitalist sınıfı şekillendi. Bu seçimlerde esas olarak mücadele Ahmedinecad’ın temsil ettiği birinci oluşum ile Rafsancani, Hatemi, Musavi’nin temsil ettiği ikinci oluşum arasında devletin kaynaklarından daha fazla pay elde edebilmek adına cereyan etti. Devletin kaynakların sahip olan birinci kesim az da olsa parasal veya diğer olanakları  dağıtığı için  kır ve kent emekçileri, çarşı esnafı, köylü sınıfının desteğini aldı. Diğer bölüm varsıl kent orta sınıfı ise  Musavi’yi destekledi.


Sokak gösterileri ve taraflar arasındaki polemiklere karşın paylaşım savaşımında tarafların bir şekilde uzlaşarak sorunu kısa zamanda çözmeleri beklenmelidir. Sokak gösterileri hala devam etmekle birlikte katılım sayısının son olarak üç bin kişiye kadar düşmüş olması pek yakında İran ortamında sükûnetin temin edileceğinin göstergesidir. Uzlaşmanın ilk işareti olarak, oluşacak Bakanlar kurulunda her iki kesimden temsilcilerin yer alacağının söylemek de kehanet olmayacaktır. Ancak sistemin vidaları yerinden oynadığı için rejimin uzun bir süre devam etmesi de mümkün değildir. Tüpünden dışarı çıkan macunu tekrar yerine sokmak nasıl olası değilse halkın bir şekilde yükselecek muhalefetini önlemek, tarihin akışını tersine çevirmek de mümkün olmayacaktır. Geçmiş yenilgilerden ders alan mazlum İran halkı sınıf partisi öncülüğünde mutlaka kalıcı zaferler elde edecektir. O zamana kadar da olan, tepinen fillerin ayakları altında kalan çimen örneği maalesef mazlum halka olacaktır.


22.06.2009

Ahmet HACALOĞLU K.

 

 

E-posta Üyeliği









anket

Lazca 10 yıl sonra konuşuluyor olacak mı?
 

I lovve nuclear