Lazuri Nena do Kultura

Lazuri Nena Do Kultura

JA slide show
 

Başbakanın Timsah Gözyaşları

e-Posta Yazdır

Diplomatik çabalar İsrail’in kara harekâtını engelleyemedi ve Gazze’de taşa üstünde taş koymamaya kararlı İsrail, Gazze Şeridine yönelik “Dökme Kurşun” ismi verilen kara ve hava operasyonlarıyla binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamlarına iki hafta daha devam etti.


İsrail’in hava akınları başladığında hemen rol çalarak bölgedeki dört ülkeyi ziyaret eden “Nobel barış ödülü havarisi” Başbakan Erdoğan, Mısır lideri Hüsnü Mübarek ile görüştükten sonra iki aşamalı bir plan daha doğrusu hedefi gündeme getirdi.”Plan”a göre birinci aşamada acilen ateşkes sağlanacak; ikinci aşamada da Filistinliler uzlaştırılacaktı Başbakan bu planın nasıl hayata geçirileceğini ise açıklamadı. Çünkü kendisi ve danışmanların muhtemeldir ki herhangi bir düşüncesi yoktu.2007’de Suudi Arabistan, 2008’de Mısır, El Fetih ile Hamas’ı uzlaştırmış ancak sürekliliği sağlanamamıştı. Ortadoğu’nun kendine özel gerçekleri nedeniyle olmayacak duaya amin diyen bu planı zaten kimse ciddiye almadı ve başbakan “Marjinal Hamas sempatizanı” olarak kalakaldı.


İsrail başbakanı Olmert’in Ankara ziyaretinden hemen sonra başlayan bombardımanlar nedeniyle Başbakan Erdoğan önce aldatıldığından bahsederek İsrail’i lanetledi. Daha sonra, katliam yaptığı için tüm bölge ülkelerinden daha şiddetli bir şekilde kınadı. Hatta Birleşmiş Milletler binasından içeri alınmamasını bile önerdi. Diğer taraftan eşi de bazı Arap devletleri başkan eşlerini toplayıp Nazımdan okuduğu bir şiirle süslediği duygusal konuşmasıyla protestoya katıldı. Ancak ne gariptir ki sorunun ahlaki merkezindeki tek sorumluluk sahibi kişi gibi davranan Erdoğan’a, örneğin soykırım suçlusu ve hakkında uluslararası tutuklama kararı bulunan Sudan lideri Ömer el Beşir’i Ankara’da niçin ağırlayıp silah satışı yaptığı sorulmadı.


BAŞBAKANIN TİMSAH GÖZYAŞLARI


Türkiye İsrail’i ilk tanıyan devletlerin başında gelir. Dönem dönem inişli çıkışlı seyir izlese de 23 Şubat 1996 tarihinde başbakan Erbakan tarafından imzalanan “ASKERİ İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI” ile ilişkiler bir üst boyuta taşındı. Daha sonra da ticari alanda birçok ikili anlaşma imzalandı. Askeri işbirliği anlaşmasından sonra Nisan ayında İsrail jetleri Konya ovasında tatbikat yaptı. Amaç söylendiği kadarıyla İsrail’in dar bir hava sahasına sahip olması nedeniyle İsrailli pilotlara deneyim kazandırmaktı (Herhalde Filistinlileri daha iyi imha etsinler diye).Haziran ayında da bu kez Türk jetleri İsrail’de tatbikata katıldı. Devamında askeri işbirliği anlaşması çerçevesinde Türk F–4 uçakları ve M–60 tankları İsrail tarafından yenilendi. Yerden havaya atılan “Popo ye-1” ,”Popoye-2” ve “Harpy” füzeleri İsrail’den satın alındı. Daha sonra Büyükkanıt döneminde “Heron” insansız keşif uçakları kiralandı, satın almak için siparişleri verildi.


Türk-İsrail ilişkilerinin “çimentosu” olan savaş sanayisinde Türkiye’nin bugüne kadar İsrail’e ödediği fatura takriben 2,5 milyar dolar civarındadır. Son olarak İsrail başbakanı Olmert’in Ankara’dan ayrılmasından 5 gün sonra 27 Aralık’ta, TSK’ya hava ve uzay görüntülü istihbarat sağlayacak 141 milyon dolarlık elektronik sistem ihalesini de iki İsrail firmasının kazandığı açıklandı.


İsrail’in günler süren katliamlarına haklı olarak her kesimden tepki verildi. İslamı referans alan kesimler hemen her gün protesto gösterileri düzenledi. Cuma namazlarından sonra iyice ajite olan kitleler çokça da antisemitizm kokan sloganlarla hassasiyetlerini ifade ettiler. Ancak İslami kesimin büyük çoğunluğu İslamcı başbakana şu soruları sormadı.

 

  • Türkiye en azından Venezüella ve Bolivya’nın yaptığı gibi İsrail elçisini geçici bir süre için dahi olsa niçin kovamadı?
  • Erbakan tarafından imzalanan Askeri İşbirliği anlaşması neden feshedilmez? Türkiye-İsrail-ABD stratejik ortaklığına niçin son verilmez?
  • Türkiye İsrail ile tüm askeri alışverişlerini Filistinlileri daha iyi katletsin diye mi yapıyor?
  • İsrail katliamlarına karşı haklı olarak feveran eden İslamcı başbakan din kardeşlerinin katli karşısında İsrail ile askeri-ticari boyuttaki ilişkilerin devamının devlet politikası olduğunu “BEKÂRA KARI BOŞAMAK KOLAY” gibi argo bir deyimle sıkılmadan nasıl açıklar?


Bu soruların makul cevabını veremeyen, dahilde İslamcı tribünlere oynayan  Başbakan Erdoğan’ın gözyaşlarına timsah gözyaşları denmez de ne denir ?


ASIL HEDEF İRAN


Hamas’ın etkisi şüpheli füzelerini bahane edip Gazze’de katliam yapan İsrail’in tek taraflı ateşkes ilan ettikten sonra yaptığı  “neticenin elde edildiği” şeklindeki açıklamalarına bakarak sorunun geçici bir süre için dahi olsa halledildiğini zannetmek büyük bir yanılgı olacaktır. Operasyonun İsrail seçimleri ve Hamas’ın gücünü budayarak Gazze’de yönetimi El Fetihe devretmek gibi bir amacı da vardı denebilir. Ancak katliam sırasında ABD elebaşılığındaki emperyalizmin ve onun uşağı bazı Arap yönetimlerinin suskunluğuna baktığımızda insanın aklına ABD ve İsrail’in daha büyük bir stratejik hedefi olabileceği düşüncesi gelmektedir. Neden İran ?

 

  • İran coğrafi konumu itibariyle 21.yüzyıl jeopolitiğinin sıklet merkezini oluşturan Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya’dan oluşan bölgenin merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle ABD’nin İran’ı denetime almadan enerji zengini bölgeleri kontrol etmesi zor olacaktır.
  • ABD’nin Saddam’ı elimine etmesi İran’a avantaj sağlamıştır. Bu sayede Irak’taki Şii oluşum ile güçlenen İran, Ortadoğu’da dengeleri sarsmakta,    emperyalizmin uşaklığını yapan körfez ülkeleri ile Suudi Arabistan yönetimlerini aşındırmaktadır. Bu da ABD ile onun stratejik ortağı İsrail’in çıkarlarını zedelemektedir.
  • Nükleer enerjiye sahip olma programını kararlılıkla sürdüren İran’ın ileride nükleer silahlara sahip olma olasılığı başta İsrail olmak üzere ABD ve onun bölgedeki müttefiklerini tedirgin etmektedir. Bu sayede bölge dengelerini değiştirebilecek olan İran, ABD ve İsrail çıkarları karşısında daha büyük jeopolitik oyuncuya dönüşebilecektir.


O halde olan bitenleri biraz daha geniş açıdan sorgularsak bu orantısız şiddetin arkasında çok büyük çaplı bir askeri harekâtın stratejik hedeflerinin olduğu, buna yönelik olarak  “güvenlik ve politik ortamın” geliştirilmeye çalışıldığı sonucu ortaya çıkacaktır.


İran’la olası bir çatışmada İsrail’e güneyden doğrudan tehdit olabilecek en büyük askeri güç Hizbullah ve Hamas’tır. 2006 senesindeki savaştan sonra Hizbullah Lübnan’da siyasi olarak güçlenmiş olsa da askeri olarak BM görev gücü tarafından sınırlandırılmıştır. Nitekim İsrail’in son katliamında Hizbullah’ın hareket edememiş olması da bu görüşü doğrulamakta.  Hamas’a yönelik son operasyon ile Hamas’ın da askeri gücü kırılmış, onu tıpkı Lübnan’da olduğu gibi BM eliyle kontrol etme aşamasına gelinmiştir. Böylece İsrail güney sınırlarını güvenceye alarak muhtemel İran operasyonunda kendisini güneyden sıkıştıracak Hizbullah ve Hamas faktörlerini elimine etmiş, elini rahatlatmıştır.


Saddam faktörünün ortadan kaldırılmasından sonra Irak’ta Şii’ler kanalıyla etkin duruma gelen İran, gelinen aşamada ABD elebaşılığındaki emperyalizme kafa tutan bölge devleti ve güç odağı olarak algılanmaktadır. Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve Irak’ta Şii’ler üzerindeki etkinliği sebebiyle İran bölgede ABD, İsrail ve körfez ülkeleri için en büyük, yakın tehdit ve risk teşkil etmektedir.


İran’ın nükleer silah geliştirme programında hangi aşamada olduğunu ABD ve İsrail’in bildiği mutlaktır. İsrail’in acelesinden İran’ın emperyalizmin çıkarları için nükleer tehdit olacak aşamaya gelmek üzere olduğu sonucu çıkarılmalıdır. İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına müsaade edilmesi halinde emperyalizmin Ortadoğu’daki tetikçisi İsrail’in “vaat edilmiş” topraklarda misafir olarak kalacağı güçlü olasılıktır ki bunu ne ABD ve ne de İsrail göze alabilir.


ABD’nin yeni başkanı Obama başkan seçilmeden önce yaptığı birçok konuşmasında eski başkanın aksine ABD çıkarları için “yumuşak güç” politikası izleyeceğini deklare etmiştir. Bu çerçevede İran’a da öncelikle yumuşak elini uzatmasını beklemek gerekir. İran’a nükleer silah programından makul bir süreçte vazgeçme çağrısı yapılacak şayet kabul görmezse “meşru zemin” temin edilip İran’a karşı 21.yüzyılı yeniden şekillendirecek acımasız bir operasyon yapılması beklenmelidir. Bu takdirde de emperyalizme göbeğinden bağlı Türkiye’nin bu felaketin dışında kalması oldukça zor olacaktır.


26.01.2009

Ahmet HACALOĞLU K.

 

 

E-posta Üyeliği









anket

Lazca 10 yıl sonra konuşuluyor olacak mı?
 

I lovve nuclear