Lazuri Nena do Kultura

Lazuri Nena Do Kultura

JA slide show
 

Ortadoğu'nun Kanla İmtihanı

e-Posta Yazdır
1967’deki “Altı gün savaşı”nın üzerinden henüz iki yıl geçtikten sonra Filistin Kurtuluş Örgütünün başına geçen “Ebu Ammar” ya da tüm dünyanın tanıdığı adıyla Yaser Arafat bir Arap gazetesine verdiği demeçte “BEN HİÇBİR ŞEYİ OLMAYAN, VATANI ELİNDEN ALINMIŞ BİR GÖÇMENİM” demişti.
 
Arafat nereden bilebilirdi aradan 40 yıl geçtikten sonra da mazlum Filistin halkının vatanına kavuşmak bir yana iç çekişmelerle ve İsrail vahşetiyle kıyıma uğratılacağını. Ortadoğu için rutin sayılabilecek çatışmalar nedeniyle nispeten “sakin” geçen  2008’in bitmesine günler kala Hamas’ın 19 Aralık’ta biten ateşkesi uzatmaması ve 30 kilometre menzilli Kassam-4 füzelerini fırlatmasını bahane eden İsrail, ağa babası ABD’den aldığı icazet ile GAZZE’de, işgal altında tutup abluka altında açlığa mahkum ettiği Filistinlilerin   üzerine bomba yağdırarak cinayetlerini parvasızca sürdürmekte.


Aradan geçen onlarca seneye rağmen Ortadoğu, Filistin deyince insanların aklına hala çatışmalar, bombalamalar, intifada eylemleri ve intihar saldırıları geliyor. Şiddet Mısır ve Mezopotamya gibi iki büyük uygarlığın ortasında bulunan Filistin’in en eski tarihlerinde bile önemli bir yer tutar. Samiler bölgeye MÖ 3.bin yılda yerleşir ancak egemenlikleri fazla sürmez. Daha sonra Amurruların işgal ettiği bölge yerle bir edilir. Sina çölünden gelen Yahudilerin bölgede kurduğu devlet ise daha sonra ikiye ayrılır. Persler, Romalılar, Selçuklular ve Osmanlıların egemenliği altında da kalan Filistin, 1920’de İngiltere’nin manda yönetimi altına girer. Ancak Filistin için asıl kanlı süreç daha sonra başlar. İsrail devleti 14 Mayıs 1948 de kurulunca bölge şiddet ve terörün kıskacına terk edilir. Arap Müslümanlar için artık kutsal topraklarda yaşam hakkı yoktur. Bölgede bitmeyen sorunlar yerel direnişçi örgütleri güç birliğine zorlar. Kesin tarihi bilinmemekle beraber 1958-1960 arasında Yaser Arafat liderliğinde El Fetih örgütü, 2 Haziran 1964’te ise Ahmed Şukeyri liderliğinde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kurulur. Arafat 1969’da FKÖ’nün başına geçer.


Filistin’deki ikinci büyük siyasal güç Hamas yani “İslam Direniş Hareketi” ise 1987’de, 1.intifada sırasında Şeyh Ahmed Yasin tarafından kurulmuştur. Örgüt Ortadoğu’daki radikal İslami örgütlerin temellerini de atan Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin’deki uzantısı olarak görülebilir. El Fetih ile arasındaki esas ayrışma ekseni İsrail’in uydu Filistin devleti  projesini reddetmesi ve silahlı mücadeleyi  esas almasıdır. İntifada sırasında kurulan örgüt ilk  kurulduğunda İsrail tarafından, o tarihte saygınlığı ve kitle desteği olan Yaser Arafat’ın El Fetih örgütünün dengelenmesi için güçlendirilmesi, kullanılması gereken koz olarak görülmüş; Hamas’ın büyümesine göz yumulmuştur.  


ORTADOĞU’NUN SEÇİM YILI


2008 yılında fırtına öncesi sessizlik varken ve Ortadoğu’da baş aktörlerden olan birçok ülkede hem kendi kaderlerini hem de bölgenin kaderini etkileyecek kimi zamanda belirleyecek bir  seçim sürecine girilirken İsrail’in kurtla kuzu hikayesini hatırlatacak bir şekilde Gazze’ye bütün acımasızlığıyla saldırması ise ayrıca vahim bir durum teşkil etmekte.


2008’in son çeyreğinde patlak veren emperyalist kapitalizmin krizinin tüm dünyayı etkilediği süreçte Ortadoğu neredeyse topyekün şekilde ardı sıra seçimlere gidiyor. Her biri sancılı geçecek seçimlerden ilki Filistin’de gerçekleşecek ve Ocak ayında görev süresi bitecek Filistin Özerk Yönetimi başkanı Mahmud Abbas’ın koltuğu için seçim yapılacak. Ancak El Fetih kanadı seçimlerin parlamento seçimlerinin yapılacağı 2010’da yapılması için Hamas ile çatışıyor. Seçimler konusundaki bu farklı anlayış zaten gergin olan El Fetih-Hamas ilişkilerini daha da geriyor. Ocak ayında Irak’ta bölgesel seçimler yapılacak. Şubat ayında İsrail’de son derece kritik olan parlamento seçimlerine gidilecek. Haziran ayında bölgenin yazgısı bakımından çok önemli olan Lübnan’da parlamento İran’da ise başkanlık seçimleri yapılacak.


Özellikle İsrail ve Filistin seçimlerinin sonuçları itibariyle gelecekteki dengeyi ve siyasal iktidarların  politikalarını etkilediği bir gerçek. 2006 yazında yaşanan İsrail-Hizbullah savaşı’ndan bu güne İsrail siyaseti bir türlü dengesini bulamadı. Başbakan Ehud Olmert’in yolsuzluk sebebiyle parti başkanlığından istifade etmesinden sonra yeni başbakan adayı Livni’nin hükümeti kuramamasından sonra erken seçim kararı alındı. Yapılan kamuoyu yoklamalarında iktidardaki Kadima ve İşçi partisinin düşüşte eski başbakan Netanyahu’nun aşırı sağcı partisi Likud’un ise yükselişte olması Ortadoğu’yu yeniden daha kanlı günlerin beklediğinin habercisi gibi. Nitekim mevcut iktidar da seçim kaybetme  korkusunu duymuş olmalı ki Aralık ayının son günlerinde seçim yatırımı olarak, kendi kamuoyunu tatmin etmek için “şahinleşerek”  Gazze’de kanlı oyunu oynamayı seçti.Bu oyunun bir diğer nedeni de Filistin seçimlerinde kazanma şansı yüksek olan Hamas’ın etkinliğini kabul edilebilir seviyeye indirerek Gazze’de  El Fetih’in yönetimi almasını sağlayabilmektir.


Diğer yandan Filistin’de birçok konuda olduğu gibi seçimlerde toplumsal ve siyasal olarak ülkeyi bölmüş durumda Başkanlık konusundaki belirsizliğin aşılamaması halinde geçmişteki gibi iç çatışmaların çıkması kuvvetli bir olasılık olarak durmakta. Nitekim her iki taraf da birbirini tanımamaya, darbeci saymaya ve Filistin’in geleceğine dinamit koymaya devam ediyor. Mazlum Filistin halkı ise fillerin kapışmasında ayak altında ezilen çimenler gibi kendi topraklarında köle, göçmen, yoksul ve umutsuz çoluk-çocuk katlediliyor. Filistinlilerin yıllardır işgal altında olmaktan doğan  her türlü direniş hakkı meşru olmakla birlikte  varlığını  silahlı  direnişe borçlu Hamas’ın etkisi şüpheli roket saldırılarının,  göğüsleyemeyeceği İsrail katliamlarını tetikleyeceğini  bile bile, Filistinlilerin yaşamıyla sorumsuzca ve acımasızca oynaması diğer yandan seçimlere yönelik bir politika olarak da görülmelidir. Nitekim daha önceki süreçlerde İsrail’in her askeri  operasyonu sonunda Hamas’ın kitle desteğini biraz daha artırdığı görülmüştür. Bu sefer de kuvvetle muhtemeldir ki öyle olacaktır.


Sorunu; uluslararası konjonktür, İsrail’in iç politikası, Filistinlilerin iç çatışmaları,çevre faktörleri, Suriye, İran , Arap dünyası, emperyalizmin İsrail ile ilişkileri, yeni güç ilişkileri dahil olmak üzere pek çok açıdan analiz etmek mümkündür. İsrail şiddetinin bu denklemlerden güç aldığı da aşikardır. Hamas ile El Fetih’i bir birine düşürerek bölgede istikrarın oluşmasını engelleyen ABD elebaşılığındaki emperyalizm yok olmadığı müddetçe bu şiddet sarmalının çözülmesi herhalde mümkün olmayacaktır.


Araplar ve Filistinliler açısından söylenebilecek acı bir hakikatte, emperyalistlerin oyununa gelerek yakın ve daha eski tarihleri boyunca birbirini yemek ve birbirine ihanet etmek üzerine kurulu siyaset anlayışını terk etmedikçe, burunlarının dertten kurtulamayacak olmasıdır.


Emperyalist kapitalizm sürdükçe dünya huzura, esenliğe, mutluluğa hiçbir zaman erişemeyecektir. Emperyalizm var oldukça devletler, uluslar, toplumlar tıpkı El Fetih-Hamas gibi daha birçok kez birbirine düşürülecek, insanlık çok daha derin, çok daha büyük acılar yaşayacaktır.


Ahmet HACALOĞLU K.

2.01.2009

 

E-posta Üyeliği









anket

Lazca 10 yıl sonra konuşuluyor olacak mı?
 

I lovve nuclear