II. Gubaz’ın saltanatında, Lazika krallığı en kötü dönemini yaşar ve çöküş süreci hızlanır. İmparator Justinianus yönetiminde artık Lazika’ya iyice yerleşen Bizanslılara karşı, Lazların yapabileceği hiç bir şey yoktur. Laz kralının, tamamen, ülkede bulunan Bizanslı komutanlar tarafından yönetilir duruma düşmüş olması ve karşılaşılan diğer uygulamalar, Lazlar tarafından oldukça onur kırıcı gelişmeler olarak değerlendirilir. Ancak huzursuzluğun patlama noktası, gerçekte bu nedenlerin ötesinde, ticari çıkar çatışmalarına dayanır.162 İran’la Bizans arasındaki geçici barış döneminde, Lazika’da bulunan Bizans ordusunun komutanlarından biri, imparatorunu ikna ederek, sahilde Petra adıyla bir liman kenti inşa ettirmiş ve Lazlara karşı en ağır sömürgecilik kurallarını uygulamaya koymuştu. Ülkenin tüm ticareti, Bizanslıların tekeli altına girmiş, özelikle de Lazların önemli ihtiyaç maddeleri olan, tuz, tahıl ve şarap gibi ürünlere, Bizanslılarca fahiş fiyatlar uygulanmaya başlamıştı.163
MS. 542 yılında artık sabırları tükenen Lazlar, bir elçi heyetini İran kralı Hüsrev’e yollayarak kendisinden yardım isterler. İran kralının huzuruna çıkan elçiler, klasik bir diplomasi örneği sergileyerek, ona, ayrıntılı bir şekilde niçin Lazlara yardım etmesi gerektiğini anlatırlar. “Kolhalıların eski çağlardan beri İranlıların dostları ve müttefikleri olduğunu, bunu gösteren yazılı kayıtların her iki ülkenin arşivlerinde bulunduğunu, ancak daha geç çağlarda atalarının çeşitli nedenlerden dolayı, talihsiz bir şekilde Bizanslılara müttefik olmak zorunda kaldıklarını” belirtirler. Bu
şartlarda, hiç bir koşul öne sürmeden İran hegemonyasını kabul edeceklerini, çünkü Bizanslıların ağır baskılarından bunaldıklarını açıklarlar. Kral Hüsrev bu açıklamalara oldukça sevinerek, Lazlara yardım edeceğine söz verir. Bu elçilere, daha önceden bir çok kişinin kendisine, bu ülkenin aşılması zor sarp dağlarla, sık ormanlarla kaplı olduğunu rapor ettiklerini söyler ve Kolha ülkesine büyük bir orduyla girmesinin mümkün olup olmadığını sorar. Lazika elçileri, kralın bu tereddütünü de giderirler ve ağaç kesilerek yol açılabileceğini, ayrıca kendilerinin de onlara kılavuzluk edeceklerini belirtirler. Bunun üzerine büyük bir gizlilik içinde sefer hazırlıklarına başlanır ve bir süre sonra İranlılar Kolha ülkesine girerler. Böylece İran ile Bizans arasında “Lazika savaşları” olarak bilinen uzun bir mücadele dönemi başlar. İlk yıllarda, Kolhalıların desteğiyle bölgeyi büyük ölçüde kontrol altına alan İran ordusu karşısında Bizanslılar ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar. Ancak, yeni yeni Hristiyan olmaya başlamış olan Lazlarla, eski dinleri Mazdeizmi temsil eden İranlılar arasında da çok geçmeden huzursuzluk baş göstermeye başlar. Daha da önemlisi Bizans’ın Lazika limanlarına uyguladığı ticari ambargo nedeniyle ülkede ekonomik sıkıntılar had safhaya ulaşmıştır. Köle ve deri karşılığında, Bizanslılardan tuz, tahıl ve şarap ithal eden tüccarlar, bu yeni durumdan oldukça zarar görmüşlerdi. Ayrıca, İranlıların koloniler kurarak Kolha’da kalıcı olarak yerleşmeyi düşündüklerini gösteren bazı gelişmeler de huzursuzluğun boyutlarını iyice arttırmıştı.164
MS. 549 yılına doğru tüm bu faktörlerin etkisi ile Laz kralı II. Gubaz, tekrar İranlılara karşı cephe alır ve bu sefer de, Bizans imparatorundan yardım ister. Krala muhalif olan Laz ileri gelenlerinden Parsans isimli bir kişi de bu cepheleşmede İranlıların yanında yer alır. İmparator Justinianus Trabzon bölgesinde yaşayan Tzanilerden bin kişilik öncü bir kuvveti kral Gubaz’ın yardımına gönderir. Daha sonra gelen Bizans kuvvetleri ile birlikte Lazika toprakları, tekrar şiddetli çatışmalara sahne olur.
Prokopius’a göre ; bu yıllarda bu topraklarda bulunan en önemli Laz kentleri ve kaleleri ; sırasıyla, çok sağlam bir yer olan Arkhaiopolis, kuzeyde Sebastopolis 165 ve Pitiunt 166 kaleleri, İberia sınırı yakınında Skanda ve Sarapanis, ayrıca diğer önemli kentler olan Rodopolis ve Mokheresis’dir. Lazika krallığının sınırları dışında, güneydeki sahil kesiminde, Trabzon’a doğru sırasıyla, yeni inşa edilen Petra 167 kenti ile Atene ve Rize 168 kasabaları yer alır.
Özellikle, Lazika krallığı topraklarında yoğunlaşan savaşta, Kolhalıların askeri gücü önemli rol oynar. Pubelis isimli bir Laz lideri tarafından pusuya düşürülen İranlılar ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalırlar. Diğer bölgelerde de yenilgiye uğrayan İranlılar, sonunda Lazika’yı boşaltmak zorunda kalırlar.169
Prokopius’un Seyahat Notları
Prokopius, MS. 550’lerin ilk yıllarına ait gelişmeleri aktardığı, sekizinci kitabının büyük kısmını da, Doğu Karadeniz’e ve Lazika savaşlarına ayırmıştır. Bu kitabının ilk bölümlerinden biri, muhtemelen, gemi ile Lazika’ya doğru giderken, sahil boyunca tuttuğu notlara dayanmaktadır. Bu bölümde, özellikle, Trabzon ile Lazika sınırı arasındaki sahil şeridine ilişkin bilgiler oldukça değerlidir;
“…Buradan, Trapezuntine bölgesinden Susurmene170 köyüne ve Rize denilen yere varılır, ki burası rapezuntine’den, sahilde Lazika istikametine doğru, iki günlük mesafededir… Trapezuntine civarındaki tüm yerlerde üretilen ballar, oldukça serttir…Bu bölgenin sağ tarafında, yukarıda, Tzanika'nın dağları yükselir, ve onların arkasında da Ermeniler yer alır, ki bunlar Bizanslılara bağlıdırlar…” (Prokopius VIII. ii. 3-5) 171
Önceki kayıtlarda, sahilde Kalo deresine kadar uzandığı bilinen, ancak bu dönemde, daha doğuda Rize deresine kadar genişlediği anlaşılan Bizans toprakları, bu noktada sona ermektedir. Bu sınır noktasındaki dere ile aynı adı taşıyan bir “yer” olarak bahsedilen Rize, muhtemelen, Bizansın o yıllardaki sınır karakoludur ve sonraki zamanlarda bu garnizon, aynı isimle anılacak olan yerleşimin de ilk çekirdeğini oluşturmuştur.
Sınırın ötesinde ise, hiç otoriteye bağlı olmayan yerli topluluklar, doğuya Lazika sınırına kadar tüm sahil şeridine egemendirler. Bu topluluklar içindeki en önemli unsurlar, kuşkusuz, en eski zamanlardan beri bu sahillerin yerlileri olan ve önceki çağlarlarda Heniohi olarak adlandırılan denizci topluluklardır;
“Rize’nın ötesinde, bağımsız yaşayan toplumlar bulunur, ki bunlar Bizans toprakları ile Lazilerin arasındaki bölgede yaşarlar. Ve burada, Atene 172 isimli, tanınmış bir köy vardır… Atene’dan sonra, Arkhabis 173 ve eski bir kent olan Apsarus 174 gelir, ki burası Rize’den üç günlük mesafededir.” (Prokopius VIII. ii. 10-11) 175
Bu sahil üzerinde, Trabzon dışında varlığı bilinen, bir başka eski koloni yerleşimi de Apsarus kentiydi. O dönemde büyük ölçüde terk edilmiş olan bu kentin bulunduğu bölge de yine yerli kabilelerin denetimindedir;
“Bu kentin doğusunda, -kente adını vermiş olan- Apsyrtus’un anıt mezarı bulunur. Burası eski zamanlarda, etrafı geniş surlarla çevrili kalabalık bir kentti ve büyük bir kentin göstergesi olan, tiyatro, hipodrom gibi tüm donanımlara sahipti.” (Prokopius VIII. ii. 14)
“Bu bölgede yaşayan halk, şu anda, ne Bizanslılara ne de Laz kralına bağlı değildir, ama Laz piskoposunun onlara papaz tayin etmesi, onların hristiyan olduklarını göstermektedir. Onlar -yapılan anlaşma gereği- bölgelerinden geçen postalara, kendilerine özgü tekneleriyle refakat ederler.” (Prokopius VIII. ii. 17-19 ) 176
Dağılma sürecine girmiş olan Lazika krallığının bu yıllarda Kolha’nın güney kesiminde güçlü bir etkinliği bulunmamaktadır. Phasis nehrinin güneyinde, bugünkü Kobuleti civarında kurulmuş olduğu sanılan Petra garnizonu, bölgedeki en önemli Bizans askeri üssüdür ve toprakları sahilde bu noktadan itibaren kuzeye doğru uzanan Lazika krallığı, Phasis’in kuzeyinde, eski kudretini hala devam ettirmektedir;
“Apsarus kentinden sonra, bir günlük yolculukla, Petra’ya ve Lazi sınırına ulaşılır, burası Karadeniz’in sonudur ve burada sahil bir hilal biçimini alır. Buradan sonrası Lazika ismiyle bilinen ülkedir. Onların iç kısımlarındaki bölgede, Skymnia177 ve Suania 178 yer alır. Bu kavimler, Lazların tebası durumundadırlar. Aslında, bu toplumlar kendi soylarından birer yöneticiye sahip olsalar da, bu yöneticilerden birinin yaşamı sona erdiğinde, Laz kralı tarafından oraya başka bir yönetici tayin edilir. Bu bölgenin bir tarafında, eski zamanlardan beri, İberialılara bağlı olan, Meskhilerin yerleşik olduğu dağlık bölge bulunur.” ( Prokopius VIII. ii. 21-23 ) 179
Dağlı Skymni ve Suani kabilelerinin dışında, kuzey sahillerindeki Apsili ve Abasgi kabileleri de, yine Lazika krallığına bağlı toplumlar olarak sıralanırlar ;
“Kuzeyde, Petra kentinin tam karşına denk gelen sahiller Apsili bölgesidir. Absilililer Lazilere bağlıdırlar…” ( Prokopius VIII. ii. 33 ) 180
Apsilililerin ardında da Opsit ve Skeparna isimli iki ayrı liderleri olan Abasgiler yer almaktadır;
“Absilililerin ardında, hilal şeklindeki bu sahilin diğer ucundaki kıyılarda Abasgiler bulunmaktadır. Abasgiler de, eski zamanlardan beri Lazilere bağlıdırlar, ama onların kendi soylarından iki ayrı yöneticileri vardır. Bunlardan biri, memleketin batısını diğeri ise doğusunu yönetir. Bu barbarlar, yakın zamana dek ormanlara ve ağaçlıklara tapınırlardı,1 ve sıradan bir barbar tavrı ile ağaçları tanrıları olarak kabul ederlerdi.” (Prokopius VIII. iii. 12-14)
Prokopius, çağlar boyunca, Doğu Karadeniz’de bir ekonomi haline gelen köle ve çocuk ticaretinin, bu yıllarda özellikle Abasgiler arasında oldukça yaygın olduğunu da belirttikten sonra, savaşın son durumuna ilişkin gelişmeleri aktarmaya devam eder. Trabzon civarından sekizyüz Tzani’nin de Bizanslılar adına, bölgede İranlılara karşı savaşmakta olduğu sıralarda, Lazlar arasında da, Bizans karşıtı unsurlar, tekrar güçlenmeye başlamıştır. İran yanlısı bazı Laz ileri gelenleri, ülkenin çeşitli yerlerinde Bizanslılara karşı, İran güçleri ile işbirliği yapmaya başlamışlardır. Bunlardan birisi olan Terdet, Apsili bölgesinde, İran lehine sinsice bir harekat gerçekleştirerek, bölgedeki güç dengelerinin bir anda değişmesine yol açar ;
“Apsili eski zamanlardan beri Lazlara bağlıdır ve şu anda bu memlekette yerlilerce Tzibili adıyla bilinen son derece sağlam bir hisar bulunur. Ama Laz ileri gelenlerinden Terdet isimli birisi, ki kendisi kral Gubaz’a muhalif olan önemli bir yöneticiydi. Gizlice İranlılarla anlaşmış ve bu önemli kaleyi onlara teslim etmek amacıyla bir İran ordusunun başında Apsili’ye gelmiş. Kale kuşatıldığında da, kendisi adamları ile birlikte ilerleyerek kalenin içine girmiş, çünkü kalenin muhafızları, bir Laz komutanı olarak kendisinden hiç şüphelenmemişler ve herhangi bir itaatsizlikte bulunmamışlar. Böylece İran ordusu Terdet tarafından surlardan içeri alınmış.” (Prokopius VIII. x. 1-3) 181
Benzer bir olayda, Lazların en sağlam kalesi olarak bilinen Uthimere’de yaşanmış ve burada da Theophobius isimli bir başka Laz, Bizanslılara karşı İranlılarla işbirliği yapmıştı. Bu gelişmelerle birlikte, görünürde İranlılara karşı müttefik olan Bizanslılar ve Lazlar arasında, kökü geçmişe dayanan, karşılıklı güvensizlik tekrar su yüzüne çıkmaya başlamıştı. İberia sınırı yakınındaki Laz kaleleri, Skanda ve Sarapanis’e, savaş koşulları gerekçesiyle, müttefik Bizanslılar tarafından geçici olarak el konulmuş ve buradaki Lazlar çıkartılarak, yerlerine Bizans askerleri yerleştirilmişti. Savaş İran lehine gelişmeye başladığı sırada kral II. Gubaz da yakın çevresi ile birlikte dağların yüksek zirvelerine taşınmıştı. Bu sırada, İran komutanı, kendileriyle işbirliği yapması için, kral II.Gubaz’a bir mektup182 yazar, ancak onu ikna etmeyi başaramaz.
Savaşla ilgili gelişmeleri aktarırken, coğrafi bilgiler vermeye de devam eden Prokopius’a göre, Lazların en önemli ve en büyük kenti olan Arkhaiopolis, ülkenin iç kısımlarında, bugünkü Tekhuri nehri yatağı üzerinde kurulu idi.183 Prokopius, bu kentin oldukça sağlam şekilde tahkim edilmiş olduğunu bildirir;
“Arkhaiopolis kenti, son derece sarp bir yamaçta kuruludur ve yukarısındaki dağlardan aşağı doğru akan bir akarsuyun üzerindedir. İki kapısı vardır; biri aşağı tarafta vadiye doğru açılır, bu kapı erişilmez bir konumda değildir ve pek kolay olmasa da belli bir noktaya kadar dışarıdan ulaşılabilir. Ancak, yukarı taraftaki kapı, dik bir rampaya açılır ve dışarıdan yaklaşabilmek son derecede zordur.” (Prokopius VIII. xiv. 1-3) 184
Prokopius’un bilgi verdiği bir başka Laz yerleşimi de Mokheresis bölgesidir ;
“Mokheresis, Arkhaiopolis kentinden bir günlük uzaklıkta, kalabalık köylerin yer aldığı bir bölgedir. Burası, şarapları ve diğer iyi ürünleri nedeniyle, gerçekten Kolkhida’nın en iyi yeridir. Bu bölge Reon isimli bir nehir tarafından sulanır ve burada eski zamanlarda Kolhiler bir hisar inşa etmişler. Ama sonraki zamanlarda, yine kendileri bu hisarın büyük bir kısmını yıkmışlar. Bu zamanlarda, bu hisar Yunanca “Kotiaion” olarak adlandırılırdı. Ama şimdi Lazlar, dil konusundaki cehaletleri nedeniyle, bu ismin telaffuzunu bozarak, buraya Kotais 185 diyorlar.” (Prokopius VIII. xiv. 46-48)186
162 Braund, D. (1991)
163 Dewing, H. B. (1914)
164 A.g.e.
165 Bugünkü Sohumi kenti. Eski adı Dioskuria.
166 Bugünkü Pitsunda.
167 Bugünkü Kobuleti yakınlarında.
168 Bugünkü Rize
169 Dewing, H. B. (1914)
170 Bugünkü Surmene.
171 Dewing, H. B. (1928)
172 Bugünkü Pazar. Prokopius, “Athene” olarak kaydettiği bu ismin Yunanca olduğuna emindir ve bu konudaki rivayetleri aktarır.
173 Bugünkü Arhavi.
174 Bugünkü Gonio civarında.
175 Dewing, H. B. (1928)
176 A.g.e.
177 Muhtemelen bugünkü Ratcha ve Lechkhumi bölgeleri.
178 Bugünkü Svaneti bölgesi.
179 Dewing, H. B. (1928)
180 Dewing, H. B. (1928)
181 Dewing, H. B. (1928)
182 Prokopius, kitabında bu mektubu da yayınlamıştır.
183 Son arkeolojik kazılarla, Lazika krallığının başkenti olan bu yerin kalıntıları, Nokalakevi mevkii civarında ortaya çıkarılmıştır.
184 Dewing, H.B. (1928)
185 Muhtemelen bugünkü Kutaisi kenti. Prokopius’un bu ismin kökeni ile ilgili yorumu da oldukça ilginçtir. Zira, ona göre, eski zamanlarda Kolhalılar tarafından inşa edilen bu kalenin gerçek ismi Yunancadır ve Kolhalılar bu ismi telaffuz demediklerinden yanlış şekilde söylemektedirler (!)
186 Dewing, H.B. (1928)




