
Lzapnzs, btûütci pskedint ui mcveşi przoeşen dpni nz-ixenen dtlyzoeşi zri ren. Lzaeoe, muel dtlyzoe-nişi sueri btûütci pskedint ui nz-skidtnzn gpmutmzneoeşz, nz-npmskvtn sueri ikpmzn. Lzapnzs nz-iven upori, mcveşi przoeşen dpni irik özmi şintms. Kp, Lzapnzs nz-iven upori irik nz-şintms sueri özmi ren dp didp azbtnpbzşz üzi mtltn.
Lzapnzşi germzoes, ötbri dp mşüerişi nczleoe didp iven. Hzm nczleoeşi dzdzleoeui, didp ştrpni dp lpvpni ivenzn. Heyz şeni btûütceoe ötbrişi dp mşüerişi dzdzleoeşen nz-eçpotmzn lpvzuen upori ikpmzn. Hzm uporis, ötbrişi dp mşüerişi dzdzleoeşi lpvzşen çkvz dzdzleoeşi lpvzui pnûzlein mzrz mwikz nz-ren şeni upori, ötbrişi dp mşüerişi yzdp işinen. Ötbrişi upori, nz-vzr ürputn dp mwikzui üplp sueri zr upori ren. Ötbrişi uporişen çkvz uporeoeşi mueli eoup przşütle ürputn. Mz, hzkp nz-miçkin şiüp, Lzaeoek btûütci pskedint mcveşi przoes mtöp iktmûes, hzwi mtöp iktmzn pnözrt minpn. Mtgvzlzşen fennişz nz-gplzxut przs, mtoereoe ixent, hzwişütle mt pxent tkprems hznueoe oözrz minpn…
Mcveşis, Lzapnzs Kzfkzstri btûütciş irki iyeût. Kzfkzstri btûütci, Lzapnzşi iklimis nz-zskedinen üzôeûi zr btûütci ren. Kzfkzstri btûütcis oeri tçz zven. Ntüt ui mzjtrz btûütceoeşi ntütşen gtnâe zven. Ntüt gtnâe nz-tğtn şeni muel dzdzleoeşi lpvz ui yzçpoen dp, heyz şeni didp üzi upori nz-zxenen zr btûütcişi irki ren. Lzapnzs, btûütci pskedintşi dtlyz mtgvzlz bpginzoeuen ixeneût. Bpginzoe, felzmtrişi didi, mtgvzlz nczleoeşi dplpxendp-mtşi pzatuen ixeneût. Dplpxendp-mtşi nz-izaen didi felzmtrişi nczleoes, üzôtlzs dp pgine-mtşis uzôz ixeneût. Uzôzoe pkzöt şeni ui jtr üele ozot geiçeût. Bpginzşi dplpxe , btûütcis öeöi zmpüidt şeni xinci ixeneût. Btûütci, öeöi pxents hek gypöüzmût dp nzpnzmût heyzs. Btûütceoe zr emutmznişe gypüidzmûes öeöi,zr ui gyemutmznişe gypüidzmûes. Btûütci bpginzşz zmzlza, gzmzlza yzdp bpginzşi pgineni uzôzs ğprmzoe ixeneût. Btûütci hzm ğprmzoeşen zmiût, gzmiût bpginzşz. Hzm bpginzoe, Lzapnzşi germzoes, didi nczleoeşi jindple nz-ixenen süenceoes gyeidveût. En didp wiori dp felzmtrişi nczleoes ixeneût süence. Süence nz-ixenzsen nczleoe eüp didi iyerût dp, stm-puxp üpçik püiülimtkp vzr gzûüeûes nczs. Bpginzoe, mutuis mpu zşkideûzs yzdp, hzşp didi nczleoeşi jindple gyeidveût. Hzşp didi nczleoeşz exuimt, azde meöireli zr dtylz rût. Nczs exuimt şeni xzlzûi ixmzrineût. Nczşi ûpûeoes xzlzûi iûüpçeût dp nczşz nz-exuzsen üpçik şkzs gyeidtmeût xzlzûi. Zr üele xzlzûi diadzmût, zr üele ui ui-mtşi ypşkvzmût nczşz. Hzşpoeuen eileût hzm didi nczleoeşi uişz. Nczs exuimtue vzr içpdeût dtylz. Nczşi uis bpginz gyedt şeni süence pöüzdt tkpremût. Süence üzôeûi pxent şeni ötbrişi oiézreoe ixmzrineût. Ötbrişi oiézreoeuen nz-ixenzsen süenceoe gtnâe przoes ninöerût. Süence diöüzdzşütle,bpginz nczşz ypnöts gyeiökeût. Nczs nz-ren üpçi, xzlzûişi zr tci utde pûüpmeût, utde nz-renoe ui bpginz xzlzûiuen gyeüprtmûes dp hzşpoeuen bpginz nczşz keinöeût. Bpginz jin keinözşütle, süences nz-vzr melzsen sueri gyeidveût. Bpginzşi jtr üeleui iüzôeûzneût mpu melzmuzs yzdp… Nczleoes nz-gyeidveût bpginzoeşi bzai, btûütcpni iyeût, bzai ui gzmzçpdineri gyeidveût. Gzmzçpdineri nz-gyeidveût bpginzoe, yzvri (pğtl zrı) dpxedzs yzdp gyeidveût. Bpginz gyeidveûzşz, bpginzşi ôici mjprz üele nz-iwüedzsen sueri gyeidveût. Hzyz azde beciûi rût. Btûütcpni bpginzoe nczşz keinözşütle, bpginzşi pgineni ğprmzoe gpinwüeût dp heşp nişkveût. Lzapnzs, otrkinprzs dp mpnöinprzs didp dzdzlpni nczleoe iven. Ötbri, mşüeri, mwüp, felzmtri, üznwxznzüz, ltütmxz hzm nczleoeşi bzaeoe ren. Nczleoes nz-ren bpginzoeşz zr fzrz, heui pmwüt şeni ileût. Pmwüpni prz şzüis bpginzoeşz çkzr vzr ixuimeût. Pmwüpni prz, mzrizşinzşi çpdinzs dp suzrpşinzşi gypöüimts iveût. Nz-imwüzsen bpginzşi üzôtlzs nz-ren uzôz gpinwkeût. Btûütci mpu iştmeûzs yzdp kprtğiuen üpmz nibzreût btûütcis. Kprtği pgat şeni enni didp mzny ixmzrineût. Mzny, wiorişi kéineri nczleoeşen iveût. Uporpni öeöeoe, öeöişi xzmiuen iüvzueût dp zr xenöüelis öeöeoe gyeidveût. Xenöüelis upüi üprtmues dp pioşzis utde gypnözmûes. Nczşi utde, xenöüeli mpçpdint şeni ui zr üpçi çtmeût. Xenöüeli gypnöznia, çkvz zr zngis mpçpdinzmût. Btûütci mpu ğtrtuzs yzdp xincişütleni ôpûpni öeöeoe bpginzs diuzleût. Ôpûi nz-ren öeöeoe bpginzs vzr nişktüp, btûütci vzr skidtrût. Hzşpoeuen pmwütşi dtylz ui ixeneût dp nczşen kp gyeileût. Uporpni öeöeoe didi zr uzvzs pkibğeût dp hekp paliôtuen upori gzmişkveût öeöeoeşen. Zğne nz-imwüvzsen upori iğpdineût dp upori nz-zğzdzsen üpçi iazbtneût. Lzapnzs, mcveşis üeori ixzçkeût dp btûütceoe ui üeorişi opleni bpginzoeşz adtmûes. Heyz şeni upori iğpdineût. Eveltri upori özmi sueri rût dp iri azbtnpbzşz üzi mpiût. Mcveşis btûütci pskedint, hzwinprz sueri genözreli mpgzot şeni vzr, pxpreoeşi pöüpmpni upori şeni ixeneût.
Lzapnzs hzwi ui btûütci iskedinen mzrz mcveşis nz-rût sueri mtgvzlz bpginzoeuen vzr dp fenni bpginzoeuen ixenen. Mcveşis nz-iyerût sueri bpginzşz zr fzrz pxuimtuen ui vzr iven hzwi. Lzapnzşz gzlendpn didp btûütci nz-mtltn şeni, henueoe üzlz didp azbtnpbz ui mtltn. Lzapnzs nz-ixenen btûütci pskedintşi dtlyz hzşpoeuen ndğz dp ndğz imwikznen dp meöireli iven. Mcveşis nz-rût Kzfkzstri irki ui gzlendpn nz-mtltn irkeoeuen mpimwüpren, iüutren. Azbtnpbz şeni nz-ixmzrinen lzceoeuen, nzutrzli upori vzr iven. Mcveşis nz-rût sueri öeöiui btûütceoek vzr ikpmzn. Hzwi liseoe ren dp hzm liseoe rzmüzoes gyeidven dp btûütceoek liseoe pmbzrzşütle upori dplpbzmzn henueoes. Hzşpoeuen uporişi üzinpbz ui gpndtntn dp upori ixiaznen. Lzapnzs mcveşis nz-rût sueri nczleoe ui didp vzren, diméiüznt. Heyz şeni zmtnuxzneoe pxent tüprems… Lzapnzşi iklimis üzi nz-skidtn kzfkzstri btûütci pskedint tüprems. Lzapnzşz gzlendpni btûütceoe vzr zmpşkvt tüprems. Ötbri, mşüeri sueri nczleoe pçvzlt dp hzm nczleoeşi mpnâint tüprems.Hznueoe vzr ixenzsnz, mcveşişen dpni özmi nz-oşintmu upori-çktni gpndtnzsen…Lazona’da, arıcılıkta eski zamanlardan beri yapılan işlerden biridir. Lazlar, bütün işleri gibi, arıcılığı da yaşadıkları coğrafyaya yakışır bir biçimde yapıyorlar. Lazona’da olan balı, eski zamanlardan beri herkes ilaç olarak görür. Evet, Lazona da olan bal, herkesin kabul ettiği gibi ilaçtır ve bir çok hastalığa iyi gelir.
Lazona’nın dağlarında, kestane ve orman gülü ağaçları çok olur. Bu ağaçların çiçekleri de çok kokulu ve nektar yönünden zengin olur. Onun için arılar, kestane ve orman gülü çiçeklerinden aldıkları nektarla bal yaparlar. Bu bala, kestane ve orman gülü çiçeklerinin nektarlarından başka çiçeklerin nektarları da karışır ama az olduğu için, bal, kestane ve orman gülü balı diye bilinir. Kestane balı, donmayan (kristalleşmeyen), biraz da acı bir baldır. Kestane balı dışındaki ballar, belli bir süre sonra donar (kristalleşir). Ben, burada bildiğim kadarıyla, Lazlar arıcılığı eskiden nasıl yapıyorlardı, şimdi nasıl yapıyorlar yazmak istiyorum. Yuvarlaktan fenniye geçen zamanda, neler yapıldı, bundan sonra neler yapılması gerek, onları yazmak istiyorum…
Eskiden Lazona da Kafkas Arısı olurdu. Kafkas Arısı, Lazona’nın ikliminde yaşayabilen sağlam bir arıdır. Kafkas Arısının rengi siyah olur. Gagası da diğer arıların gagasından uzun olur. Gagası uzun olduğu için bütün çiçeklerin nektarını alabilir ve onun için çok iyi bal yapabilen bir arı ırkıdır. Lazona da arıcılık yuvarlak peteklerle yapılırdı. Petekler, büyük ıhlamur kütüklerinin içi yontularak yapılırdı. İçi oyulan büyük ıhlamur kütüklerinin arkasına ve önüne kapak yapılırdı. Kapakları tutturmak için, iki tarafa da kilit takılırdı. Peteğin içinde arıların balmumu yapması için haç şeklinde bir düzenek yapılırdı. Arılar bal mumu yapmaya oradan başlarlardı ve devam ederlerdi. Arılar, bir dikine yaparlardı balmumunu, bir de yanlamasına yaparlardı. Arılar peteğe girip çıkabilsinler diye peteğin önündeki kapağa delikler yapılırdı. Arılar bu deliklerden girip çıkarlardı peteğe. Bu petekler, Lazona’nın dağlarında, büyük ağaçların üstünde yapılan “sk’ence”lere(1) konulurdu. En çok gürgen ve ıhlamur ağaçlarının üzerinde yapılırdı sk’enceler. Sk’ence yapılacak ağaçlar o kadar büyük olurlardı ki, üç dört kişi el ele tutuşsa bile ağacı saramıyorlardı. Petekleri ayı boğmasın diye, böyle büyük ağaçların üzerine konulurdu… Böyle büyük ağaçlara çıkmak çok zor bir işti. Ağaca çıkmak için halat kullanılırdı. Ağacın dallarına halat atılıyordu ve ağaca çıkacak olan adam halatı beline bağlıyordu. Bir taraftan halatı çekiyordu, bir yandan da kendini çıkarıyordu ağaca. Böylelikle çıkılıyordu o büyük ağaçların tepesine. Ağaca çıkmakla bitmiyordu iş. Ağaca petek koymak için sk’ence çakmak gerekiyordu. Sk’enceyi sağlam yapmak için kestane tahtaları kullanılıyordu. Kestane tahtalarıyla yapılan sk’enceler uzun süre dayanıyordu. Sk’ence çakıldıktan sonra, petek ağaca çekmeye başlanırdı.Ağaca çıkan adam halatın bir ucunu aşağıya atıyordu, aşağıdakiler de halatı peteğe bağlıyorlardı ve böylelikle petek ağaca çıkarılıyordu. Petek yukarı çıkarıldıktan sonra, sk’enceden düşmeyeceği gibi koyuluyordu. Peteğin iki tarafı da sağlamlaştırılıyordu düşmesin diye. Ağaçlara koyulan peteklerin bazısı arılı oluyordu, bazısı da boş oluyordu. Boş koyulan petekler oğul arı oturması için konuyordu. Petek koyulurken, peteğin önü güneşe bakacak şekilde koyulurdu. Bu çok önemliydi. Arılı petekler, ağaca koyulduktan sonra, peteğin delikleri açılır ve bırakılırdı. Lazona da ilkbahar da ve yazın çok çiçekli ağaçlar olur. Kestane, orman gülü, karayemiş, ıhlamur bu ağaçların bazılarıdır. Ağaçlarda olan peteklere bir tek sağım için gidilirdi. Sağım zamanına kadar peteklere hiç gidilmezdi. Sağım zamanı ağustos sonları ve eylül başlarıydı. Sağılacak peteğin arkasındaki kapak açılırdı. Arının sinirlenmemesi için körükle duman üflenirdi arıya. Körükte yakmak için en çok "many"(2) kullanılırdı. Many, çürük gürgen kütüklerinden olurdu. Mumların ballı olan kısmı balmumu bıçağıyla kesiliyordu ve küçük bir sepete konuyordu. Bu sepete ip bağlanırdı ve dolunca aşağıya indirilirdi. Ağacın altında sepeti boşaltacak biri bekliyordu. Sepeti indirdiklerinde başka bir kaba boşaltıyordu. Arının ölmemesi için yumurtalı mumlar petekte bırakılıyordu. Yumurtalı balmumları petekte bırakılmazsa arı yaşamıyordu. Böylelikle sağım işi de bitiyordu ve ağaçtan iniliyordu. Ballı mumlar büyük bir tavaya yığılıyordu ve orda ezilerek bal mumundan ayrılıyordu. Yeni sağılan bal insanı tutardı ve bal tutan insan hasta olurdu. Lazona da eskiden kendir ekilirdi ve arılar kendir polenlerini peteklere taşırlardı. Bunun için bal tutardı. O zamanlar bal ilaç gibiydi ve birçok hastalığa iyi geliyordu. Eskiden arıcılık, şimdi olduğu gibi para için değil, evlerin bal ihtiyacını gidermek için yapılırdı.
Lazona da şimdide arıcılık yapılıyor ama eskiden olduğu gibi yuvarlak peteklerle değil de fenni peteklerle yapılıyor. Eskiden olduğu gibi peteğin yanına bir kere gitmekle de olmuyor şimdi. Lazona’ya dışarıdan çok arı geldiği için onlarla birlikte birçok hastalık ta geliyor. Lazona da yapılan arıcılık böylelikle gün ve gün azalıyor ve zorlaşıyor. Eskiden olan Kafkas ırkı da dışarıdan gelen ırklarla melezleşiyor, değişiyor. Hastalık için kullanılan ilaçlarla natürel bal üretimi azalıyor. Eskiden olduğu gibi balmumunu da arı yapmıyor. Şimdi lisler(3) var ve lisler çerçevelere takılıyor ve arılar onları şişirdikten sonra bal koyuyor onlara. Böylelikle balın kalitesi de azalıyor ve bal kötüleşiyor. Lazona da eskiden olduğu gibi ağaçlarda çok yok, azaldı. Onun için bir şeyler yapmak gerekiyor. Lazona’nın ikliminde iyi yaşayan Kafkas Arısıyla arıcılık yapmak lazım. Lazona’ya dışarıdan arı sokmamak lazım. Kestane, orman gülü gibi ağaçları korumak ve arttırmak gerekiyor. Bunlar yapılmazsa, eskiden beri ilaç saydığımız balımız kaybolacak…
Özer Ertaş
(1) Arı kovanlarını koymak için hazırlanmış, genelde kestane ağacından yapılan düzenek.
(2) Gürgen ağacının çürüklerinden, körükte yakmak için kullanılan kısmı.
(3) Fenni arıcılıkta kullanılan, balmumundan yapılmış hazır petek.







