Ahmet Mican Zehiroğlu
İstanbul 1999
Karadeniz’in güneydoğu sahilleri ile ilgili ilk yazılı kayıtlar Urartu dönemi ile birlikte başlar ve bu dönem, aynı zamanda bölge yazılı tarihinin de başlangıcı sayılır. Bölgenin tarih öncesi dönemlerine atfedilen efsanelerde adından sıkça söz edilen gizemli “Kolhis” diyarı; antik çağ tarihçilerinin tanıklıklarıyla, efsanelerin ötesinde, tarihsel bir gerçeklik olarak da günümüze kadar ulaşmıştır. Yazılı tarih sürecine ait bu belgeler, Doğu Karadeniz’le ilgili günümüze dek ulaşan etnik tanımlamaların ve yerel coğrafi terimlerin tarihsel köklerine de ışık tutmaktadır.
Antik çağda, Doğu Karadeniz sahillerinin kültürel yapısını tanımlamak için kullanılan en yaygın ifade Kolhi terimidir. En az bin yıllık bir zaman diliminde geçerliliğini koruyan bu terim, Bizans dönemiyle birlikte, yerini Lazi terimine bırakmıştır. Her iki terim de tarihsel sürecin büyük bir kısmında, birer kabile ismi olmalarının ötesinde, bölgeyi bir bütün olarak ifade eden tanımlamalar olarak da algılanmışlar ve o anlamda da kullanılmışlardır. Aynı fonksiyonu ile günümüze dek ulaşan Laz teriminin, öncülü olan Kolhi teriminin yerini alması ve etnik bir terim olmanın ötesine geçip, bölge kültürünü ifade eden genel bir tanımlama haline dönüşmesi yüzlerce yıllık bir süreçte gerçekleşmiştir. Antik kaynaklarca aktarılan son derece sağlam tarihsel kayıtlar ve tanıklıklar, bu terminolojik dönüşümü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Örneğin, MS.6. yüzyılda Doğu Karadeniz’i bizzat gezip, elde ettiği bilgileri ve gözlemlerini kaydeden Bizanslı tarihçi Agathias, bu durumu kesin bir dille ifade etmektedir;
“…Lazika’da yerleşik olanlar, eskiden Kolhiler olarak bilinirlerdi ve bu Lazlar ile Kolhiler de aynı halktır...” (Agathias, II. 18.4)1
Aynı dönemin bir başka Bizanslı yazarı, Lydus da; yakın zamana kadar “Kolhida” olarak bilinen ülkenin, kendi döneminde “Lazika” olarak adlandırıldığını yazar ve Lazlardan bahsederken, kendisi de “Kolhi” terimini kullanır.2
Geçmişi antik dönemlere dek uzanan bu terminolojik dönüşüm süreci, tarihsel belgelerin ve tanıklıkların ışığında değerlendirildiğinde, yerli Doğu Karadeniz kültürünün özünde tamamen kendi coğrafyasına ait, özgün ve otokton bir kültür olduğu ortaya çıkmaktadır. Kendi yazılı geleneği olmayan ve bu nedenle, yazılı tarih süreci oldukça geç sayılabilecek dönemlerde başlayan Doğu Karadeniz bölgesi, tarih öncesine ait tüm bilinmeyenleri ve gizemleriyle birlikte, kendi coğrafyasına özgü ortak ayırdecici özelliklerini ve farklılıklarını günümüzde de bünyesinde barındırmaya devam etmektedir. Doğu Karadeniz kültürünün bilimsel açıdan tahlil edilebilmesi, öncelikle bölgenin tarihsel gelişim sürecinin gün ışığına çıkartılabilmesiyle mümkündür. Bu sürecin aydınlatılması da ağırlıklı olarak, rivayetlere ya da söylencelere dayanan varsayımlarla değil; doğrudan bölgeye ilişkin tanıklıkları aktaran antik kaynaklar ve yazılı belgeler esas alınarak gerçekleştirilmelidir.




